in

AK Parti Sözcüsü Çelik’ten MYK toplantısının peşinde manâlı direktifler!

AK Parti Sözcüsü Çelik'ten MYK toplantısının peşinde manâlı direktifler!
AK Parti Sözcüsü Çelik'ten MYK toplantısının peşinde manâlı direktifler!

AK Parti Sözcüsü Çelik, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen MYK toplantısının gerisinde gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Aşı konusunda gelinen noktada Türkiye’nin arz gücünün dünyanın öyle fazla ülkesinden önde olduğuna dikkat çeken Çelik, “Sıhhat Bakanlığımız, milletlerarası standartlarda ve uluslararası kurallara yerinde bir şekilde bu süreci takip ediyor ve temin ettiğimiz aşı en kısa zamanda milletimizin hizmetine sunulacaktır.

Uyarı edilmesi gereken nokta, aşı olanın hemencecik maskesini çıkartması ya da tedbirlerden uzaklaşması gibi bir şart söz konusu olamaz. Antikor oluşana dek bu tedbirlere devam edilmesi gerekiyor. Mutasyona uğrayan virüsten bahsediliyor. Burada spekülasyonlardan uzaktan durup Bilim Kurulu’nun tavsiyelerine kadar bu sürecin takip edilmesinde menfaat vardır” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği ile ilişkilere değinen Çelik, “Avrupa’nın güvenliği, Avrupa demokrasinin geleceği, Avrupa topraklarının güvenliği Türkiye sınırında başlar. Türkiye egemen bir ülke olarak kendi sınırlarını koruduğu gibi bununla birlikte Avrupa demokrasilerinin ve NATO’nun sınırını da korumaktadır. Avrupalı dostlarımızın bunun farkında olan olması gerekir. İngiltere’nin ayrılmasından daha sonra ise daha yetkisiz lakin Türkiye ile ilişkilerini daha iyi tutması gereken bir Avrupa vardır. Kim Avrupa Birliği içerisinde bir Türkiye karşıtlığından bahsediyorsa Avrupa’nın geleceğini imha etmek istiyordur” açıklamasını yaptı.

“2020 yılının en aptalca şakası”

Çelik, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Türk ürünlerinin ülkeye girişini 6 ay yasaklama kararının 2020 yılının en aptalca şakası olduğunu söyledi. Çelik, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti:

“Bu yılın en aptalca şakası, en düşük zekalı şakası nedir diye sorarsanız, Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destekten nedeniyle Paşinyan şöyle bir yorumlama yapmış: ‘Biz Türkiye’ye ambargo uyguladık Azerbaycan’a verdiği destek yüzünden, o yüzden Türk ekonomisini felce soktuk. Eğer Türkiye bu destekten vazgeçerse biz Türk ekonomisinin düzelmesine baştan katkı maddesi sağlarız’ diye. Bunu da 2020 yılının en aptalca şakası olarak ölçmek mümkündür. Hiçbir akıl özelliği barındırmayan, hiçbir kabiliyet barındırmayan bir yaklaşım olarak gündeme gelmiştir.”

Gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Çelik, kongre takvimine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

“Büyük kongrenin takvimini teşkilat başkanlığımız çalışacaktır. İl kongrelerinin takviminin herhangi bir şekilde Covid süreci nedeniyle takvim sıkça akamete uğruyor. Bu bir MYK’da Genel Başkanımıza sunulur, bu kesinleştiği vakit onu sizinle paylaşırız. Çok uzun bir demokrasi yürüyüşünün sonunda büyük kongremizi gerçekleştireceğiz. Reel bir demokrasi şöleni olacak, reel bir demokrasi kongresi, hakiki bir reform kongresi olacak. AK Parti’nin yürüdüğü bu büyük ve engebeli yol, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde aşılan bu engellerin bir şekilde siyaseten demlenmiş bir hali olacak bu kongre.”

“Avrupa’daki Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye’deki başörtülü kadınlara karşısında konuşuyorlar”

CHP eski Milletvekili Fikri Sağlar’ın “Türbanlı baskın karşısına gittiğimde adaleti savunacağı konusunda kuşkum var” açıklamalarını değerlendiren Çelik, bu açıklamayı 2020 yılının son faşist saldırısı olarak nitelendirdi. Çelik, yaptığı açıklamada şunları dedi:

“’Türbanlı bir hakimin adaleti sağlayacağına inanmıyorum’ diyor. Sosyal medyada demokrat arkadaşlar fiilen farklı görüşlerden olsa bile buna tepki gösterdiler. Mesela Amerika’da birisi çıksa ‘siyah bir hakimin ben adaleti sağlayamayacağına inanıyorum’ dese o demokraside bu nasıl karşılanır. Çok üzücüdür. Bu kadar acı yaşanıyor, genç kızlar geçmişte hayatlarının en kayda değer yıllarını kaybettiler, bu değin büyük bedeller ödendi ve halen çıkıyorlar dünyada derhal ama Avrupa’daki Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye’deki başörtülü kadınlara aleyhinde konuşuyorlar.

Bir insan birincilikle, ikincilikle veya belirlenmiş bir dereceyle ya da sonuç olarak bir üniversiteden başörtülü olarak mezun olacak ve siz o kamuda tayin yapamaz diyeceksiniz. Böylesine faşist bir kamusal bölge düzenlemesi olur mu? Eğer siz kamusal alanı bu şekilde zehirlerseniz, bu şekilde enfekte ederseniz ülkeyi felç edersiniz. Bunlar kes kopyala yapıştır yaklaşımlarıdır fakat gerçekte ürkütücüdür. bir kere kadınlar konusunda saygılı bir dil konuşmayan, nezaketi elden bırakan, hele kadınları niyet bildiren birisinin ne halkçı olması ne de medeni olması mümkündür. bir kere bu kavgacı dilin bırakılması gerekir. Bu alenen kadın haklarına bir saldırıdır.”

“Darbe bir millete yapılacak en büyük kötülüktür”

“Tayyip Erdoğan’ın gitmesi için koskocoman bir ırk öfkesinin olması lazım” açıklamasında yer alan Can Ataklı’nın bu sözlerine ilişkin de bir değerlendirmede bulunan Çelik, “Bunlar ruh sağlığı uygun olan halk müziği değil. Bunlar bu ülkenin iyiliğini isteyen halk yok. Darbe bir millete yapılacak en büyük kötülüktür. Darbe bir millete düşmanın yapamadığı düşmanlığı yapma mekanizmasıdır. Darbe bir milletin namusuna saldırıdır, milli egemenliğe saldırıdır. Bunu ağzına alan kişinin bu milletle hiçbir gönül bağının olmadığı, vatanseverlikle hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır. 

Orada şöyle bir tümce kullanıyor, diyor fakat, zaten ordunun da darbe yapma kabiliyeti kalmamış. Yani bu darbe meselesini bir kabiliyet olarak görüyor. Daha önce de Anayasa hukukçusu da olan bir CHP milletvekili, ‘Ordu darbe yapamıyor, kağıttan bir kaplanmış’ demişti. Yani demokrasiye alt bir ordu, milletine bağlı bir ordu, seçilmiş siyasetin emrinde bir ordu, Türkiye Büyük Insanlar Meclisi’ne saygılı bir ordu bunların gözünde bir ordu yok. Bu ordu bunların gözünde ama darbe yapan bir mekanizma. Bu sahiden Türk Silahlı Kuvvetlerine de bir hakarettir” ifadelerini kullandı.

“Darbe milletine silah çekmektir, darbe alçaklıktır, bunun daha ötesi değil”

İlker Başbuğ’un yaptığı açıklamaların hatırlatılması üzerine Çelik, “Zorunlu demokratlık bir yere dek. Kafanızın bir tarafında vesayet, bir tarafında demokratlık olduğunda bunun melezleşmesinden bir şey çıkmıyor, kokteyl demokratlık olmuyor. Ya halkçı olursun ya olmazsın. Fakat ben kafamın bir tarafına vesayet koyayım, öteki tarafına da birazcık demokrasi sosu ekleyim, buradan da bir kokteyl üreteyim dediğinizde ömrü iki tümce oluyor. Daha da vahim olanı, Türkiye’de Genelkurmay Başkanlığı yapmış birisinin ne değin yanlış bir akıl yapısına sahip olduğunu göstermesi bakımından yani erken tercih olsaydı darbe olmazdı, benzeri Menderes hükümeti erken seçime gitmeyerek darbeyi hak etmiş gibisinden bir tablo ortaya çıkarıyor. dahası darbe girişimleri aralarında mukayese yapıyor. 

Talat Aydemir’in içinde olduğu darbe girişimi ile Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişimi benzer şey değilmiş. Darbenin aması, mazereti olmaz. Her türlü darbeyi kınamıyorsanız darbenin birine fena, öbürüne daha az kötü, darbeler aralarında bu işte kırmızı, bu sarı, yeşil gibi etiketleme yapıyorsanız buradan demokratlık çıkmaz. Burada bir takım örnekler de var. Darbe milletine tabanca çekmektir. Darbe alçaklıktır. Bunun daha ötesi değil. En son Fetullahçı Terör Örgütü’ne verilen yanıt fiilen her darbeye yapılması gereken muameleyi göstermiştir” açıklamasında bulundu.

“Hak ve ekonomi alanındaki reform çalışmaları devam ediyor”

Hak ve ekonomi alanındaki reform çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Çelik, “Ayrıca kabine kanadında ayrıca parti kanadında devam ediyor. Bunlar tamamlandığı anda kendilerine talep edecekler, uygun görülen bir takvim içerisinde Meclis’e gelmesi için zorunlu egzersiz yapılacak” dedi.

“En önemlisi Türkiye’nin bağışıklık sistemini kuvvetli tutmaktır”

Çelik, Almanya merkezli olarak Alevi vatandaşları Türkiye’den koparmak yönündeki faaliyetleri de yakından peşine düşüp takip ettiklerini söyledi. Bunun yakın zamanda ortaya çıkan bir şey olmadığını söyleyen Çelik, “En bilinen deyimiyle bir ‘Ali’siz Alevilik’ üretmek biçiminde değişik örgütlerin ortaya koyduğu faaliyetler var. Bunlar daha evvelden Aleviliği İslam’ın dışarıya bambaşka bir din olarak göstermeye çalışıyorlardı kendilerine Almanya içerisinde bir müstakil bölge oluşturmak için. 

Bahsettiğiniz bu eyalet kararı bunun bir neticesidir. Türkiye Cumhuriyeti içerisinde Sünni-Alevi vatandaşı, Alevi-Sünni Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ya da Alevi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi bir ayrımı katiyen kabul etmeyiz. Böyle bir şey asla laf konusu olamaz. Vatandaşlarımızın kendi mezhep tercihleri, dinsel tercihleri o kendilerine aittir. Aleviliği İslam’dan, Türklükten koparmaya çalışan gayretlerin esasında Alevi vatandaşlarımızın faydasına yok, bazı tanıdık olmayan istihbarat örgütlerinin projeleri çerçevesinde ortaya çıkmış faaliyetler olduğunu da biliyoruz. En önemlisi Türkiye’nin bağışıklık sistemini adaleli tutmaktır. Aramızda Sünnilik, Alevilik üzerinden herhangi bir şekilde bir takım süslü kelimelerle, hatta bir takım yasal kelimelerle fark oluşturmaya çalışanlara aleyhinde itinalı olmalıyız” diye konuştu.

“Kayyum diyenler Boğaziçi Üniversitesi’ne acıtmak isteyenlerdir”

Çelik, Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör atamasına ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

“Cumhurbaşkanlığı makamının takdiri, yasalar çerçevesinde gerçekleyen bir takdir. Birilerinin ortaya koyduğu eleştiriler, yani akademik hür değil ediliyor gibisinden hiçbir geçerliliği değil. Bu başka üniversiteler içinde söz konusu oldu. Ama işin geldiği noktada şu var; rektör olarak atanan hocamızın siyasi kimliği üzerinden bir kavga yürütülüyor. Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir. Demokrasilerde siyasi kimlik sahibi almak bir eksiklik değildir, gayet alışılagelmiş bir şeydir. İnsanı esas siyasi kimliği üzerinden rektör hocamızı yargılayanlar, orada esas başka bir siyasi yörünge içerisinde hareket ediyorlar. Güya kendileri fazla apolitik bir yerde duruyormuş gibisinden söyleyenler var. Boğaziçi gözbebeğimizdir. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Türkiye’nin kıymetlileridir. 

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki hocalarımızın akademik birikimine, hocalarımızın Türkiye’ye katkılarına çok büyük saygı duyuyoruz. Ama şu anda görüyorum oysa, onları temsil etmeyecek bazıları öğrencileri eyleme çağırıyor. Cumhurbaşkanımız liyakat ve sürücü belgesi kriterleri içerisinden kendisine talep edilen adaylar içerisinden bu hocamızı yerinde görmüştür. Buna eylem yapalım, buna kayyum diyelim, buna karşısında bir seferberlik geliştirelim diyenler Boğaziçi Üniversitesi’ne acıtmak isteyenlerdir.”

“SMA hastası çocuklar hepimizin evladı”

SMA hastası çocuklar üzerinden başlatılan kampanyaya ilişkin bir soruyu yanıtlayan Çelik, şunları dedi:

“SMA’lı çocuklar hepimizin evladı. MYK’de gündeme geldi. Keşke MYK’da o bölümü izleyebilseydiniz. Cumhurbaşkanımızın ve MYK’daki arkadaşlarımızın bu çocukları nasıl kendi evlatları gibi sahiplendiğini, onların meseleleri ile ilgili geçmişten bugüne neler yaptığımızı herkes görseydi. Türkiye’de, bin 500 kadar evladımızın herkes devletin tedavi masraflarını üstlendiği ve bilimsel olarak onaylanmış tedaiden yararlanan çocuklardır. Dünyada, Türkiye dek bu konuda tutarlı, istikrarlı ve giderek kaynak aktaran diğer bir ülke yoktur. O paranın yüzlerce katı bu çocuklar için harcanmıştır. Feda olsun, rakamdan bahsetmek bile ayıp. Varlık Fonu’na devredilsin dedikleri paranın yüzlerce katı bu çocuklar için harcanmıştır, feda olsun, daha da harcanacaktır. Fakat biz emrindeki vatandaşlarımızın SMA’lı çocuklara sahip çıkalım mı gibisinden hassasiyetini takdirle karşılıyoruz. 

Vatandaşlarımızın vicdani bir yaklaşma olarak cümbür cemaat bu rakamları bilmeyebilir, herkes hükümetlerimizin yaptıklarını bilmeyebilir. Tutup da bir takım siyasi parti liderlerinin, az daha karşımızda olan herkesin, hemen hemen imla yanlışları bile birbirine aynı bir şekilde işte buradan artan para buraya devredilsin gibisinden böylesine güvenilmez bir yaklaşım içerisine girmesi dürüst yok. Tanımlama yapıldı, uygulanan tedavilerin hepsi bilimsel kurullarca onaylanmış tedaviler. Önerilen ve kaynak aktarılsın denilen tedavilerse bilimsel olarak onaylanmamış ve şimdiye değin da değişik alt etkileri ve semptomları ortaya çıkmış tedavilerdir. Sağlık Bakanımız yorumlama yaptığında, ‘biz çocuklarımızı bazı ilaç şirketlerinin faaliyetleri neticesinde kobay olarak kullandırmayız.’ dedi.

Burada bir tane sahip çıkılmayan bir çocuk yoktur. Kullanılan tedavi bütün olarak bu çocukların iyileşmesini sağlamıyor. Bununla ilgili olarak şu başlıca değin bilimin bulduğu muhakkak bir tedavi yok. Bugün bir siyasi parti lideri çıkmış diyor oysa, ‘orada öyle bir imkan var, böylece bir tedaviden bahsediyorlar, bundan mahrum mu kalsınlar.’ Bu çare diye bahsedilen mekanizmanın bu çocukları tedavi edeceğine dair bilimsel bir kanıt yok, bu bir propaganda. 

Bir halk kendi çocuklarını göz tarafından göre denek olarak kullandırır mı? Biz bu bahsedilen rakamların emin olun yüzlerce katını bu çocuklar için harcıyoruz, bunu söylerken bile utanıyorum, feda olsun. Bu devlet bu çocuklara ardına kadar sahip çıkacak. Cumhurbaşkanımız tekrar tekrar bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi aldı. Bahsedilen bu tedaviyi bilimsel kurullar onaylarsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti o tedavinin de bu çocuklara ulaşmasını sağlayacaktır. Bu değin.”

İlker Turak – Derya Babasız – Mevlüt Hasgül
 

sizlere supermarket.web.tr farkıyla sunulmuştur

What do you think?

Written by admin

Selin imha ettiği Galibiyet köyünde ekipler seferber oldu

İran, ABD Başkanı Donald Trump için tekrar Interpol’e başvurdu

Çelik: 'Ayasofya, 2020’nin ve tüm zamanların yıldızlı tacı olarak gönüllerimize kazınmıştır'

Çelik: ‘Ayasofya, 2020’nin ve tüm zamanların yıldızlı tacı olarak gönüllerimize kazınmıştır’