in

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten kayda değer açıklamalar!

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten kayda değer açıklamalar!
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten kayda değer açıklamalar!

Aşı konusunda topluma her konuda olduğu gibi önderlik ve desteklemek için toplantı sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aşı olmaya gideceğini gösteren Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bunun kamuoyu ile paylaşılmasını istediğini, bu konudaki tereddütlerin ortadan kalkması ve bu konuda toplumun sağlığının korunması için bu görüşünü MKYK’da paylaştığını bildirerek, “Kendileri aşı olarak toplumdaki tereddütleri ortadan kaldırmak, her konuda olduğu gibi örneklik teşkil etmek için bu toplantımızdan daha sonra aşı almak üzere ilgili yere geçeceklerdir” ifadelerini kullandı.

Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki en büyük hassasiyetinin salgından dolayı olumsuzlukla karşısında karşıya kalan vatandaşların bir an önce bu olumsuzluktan kurtulması ve vatandaşlara zarar veren bu sürecin sona erdirilmesi olduğunu aktardı.

Aşılama sürecinin saydam bir şekilde başladığını dile getiren Çelik, “Sıhhat Bakanımız, Bilim Kurulu üyeleri bunu gerçekleştirdiler ve sonuç itibarıyla herkese verilen bir kodla herkesin aşısı ama kendisine yapılacak, diğer birine kullanılmayacak şekilde bu süreç devam edecek. Bundan Böyle Türkiye bu süreci başlatmıştır” biçiminde konuştu.

“Hiçbir darbe mazur gösterilemez, hiçbir darbe yasal değildir”

Türkiye’deki siyasi tartışmaların 2021 yılına girerken on yıllar önce bırakılan bir takım lekeli olayları hatıraya getirerek, bir takım vesayet siyasetini animasyon teşebbüsleriyle donanmış olduğunu ve bunun üzücü olduğunu söyleyen Çelik, şöyle konuştu:

“2021 yılının başlamasıyla birlikte geçen haftaya değin pat diye bire bir eski Genelkurmay Başkanının çıkıp, 60 ihtilalinin sebebinin siyasi iradenin erken seçime gitmemesi olarak adlandırdığı bir tartışmayla başladı. Ondan evvel CHP Genel Başkanı ha bire erken tercih meselesi diyerekten bir siyasi gündem oluşturmaya çalışıyordu. Ardındaki Türkiye’ye çok acı çektirmiş olan kılık giysi yasağı, başörtüsü yasağıyla ilgili olarak, ‘aslında geride bırakılmıştır, nasıl olursa olsun bu müşteri ilkellikler artık bugünün dünyasında artık savunulmaz’ dediğimiz bir dönemde maalesef eski bir bakan CHP’li çıkıp başörtüsü konusunda 28 Şubat mantığını, bu ülkedeki vesayet mantığını her tarafta diriltmeye çalışan talimat yaptı.

Bu açıklamalarda sinyâl olan şu; 60 ihtilaliyle ilgili analizlere baktığınızda birileri sürekli şunu yaparlar, derler ki; ‘Halkçı Parti siyasi olarak şu kararları almasaydı. Halkçı Parti meclisten şu yasaları geçirmeseydi veya şu komisyonları kurmasaydı darbe olmazdı’ bir defa siyasi olarak Halkçı Parti siyasi olarak bir hatalı yaptıysa, hatalı yaptığını düşünüyorsanız karşısındaki muhalefetin o süre bu siyasi kararlarla mücadelesini öne çıkarmanız gerekir.

Siyasi karara karşısında verilecek mücadelede siyasidir. Fakat bir takım siyasi kararların neticesinde darbe olmuştur, güya darbe bir yapısal sonuçmuş gibi, benzeri darbe bir nesnel sonuçmuş gibi sunmaya kastetmek aslında en sinsi darbecilik mantığıdır. ‘Şu komisyonları Demokrat Parti kurmasaydı, şu yasaları çıkarmasaydı, şu kararları almasaydı darbe olmazdı’ ya da ‘erken seçime gitseydi darbe olmazdı’ gibisinden bir şey, siyaseti sübjektif şekilde yargılamaya çalışan fakat darbe mekaniğine objektif bir gerçeklikmiş gibi davranmaya çalışan maalesef sinsi bir siyasi değerlendirme. Bu fazla uzun yıllar her tarafında yapıldı, ‘ben darbeye karşıyım lakin Halkçı Parti’de şunları şunları yapmasaydı darbe olmazdı’ seslenmek sahiden en kökten darbeciliğin esasıdır.

Bununla ilgili yazılı onlarca yüzlerce kitap var Türkiye’de, bir Başbakan’ın ve Bakanların asılarak şehit edilmesini savunamayacakları için ne yapıyorlar? Siyasi olarak beğenmedikleri hususları dile getirip darbenin bunun doğal, mantıki ve siyasi sonucu olduğunu söylemeye çalışıyorlar. Bu gayri ahlaki bir tutumdur. Hiçbir darbe mazur gösterilemez, hiçbir darbe meşru değildir. Eğer karşınızdakilerin yaptığı işlerin siyaseten yanlış olduğunu düşünüyorsanız bunun yolu siyasi mücadeledir. Bu konuda, ‘bu bir siyasi analizdir, buna neden tepki gösteriliyor’ denildiğinde, Türkiye’de bu mantığın siyasi arkeolojisine iyi bakmak lüzumlu. Bu, darbeyi meşrulaştırmaya çalışan bir siyasi arkeolojiye sahiptir. Maalesef Türkiye’de çok acı işler bu mantığın arkasına saklanarak yapılmıştır.”

“Bir şeye illegal olduğu zaman, varlığının temelinde hiçbir meşruiyet olmadığı zaman ‘iddiaya göre’ dersiniz”

can sıkıcı olanın ve Türk siyasi hayatı için doğrusu değerlendirilmesi gereken korkunç noktanın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “iddiaya göre Cumhurbaşkanı” demesi olduğunu kaydeden Çelik, “Bir şeye yasadışı olduğu zaman, varlığının temelinde hiçbir meşruiyet olmadığı vakit ‘güya’ dersiniz. ‘Güya terör örgütü, terör örgütünün güya liderleri’ dersiniz. Buna aynı şeyleri gayrimeşru yapılar için kullanırsınız. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı için bu ifadeyi uygulamak, yakın tarihte 27 Nisan 2007’de hükümetimize karşısında verilmeye çalışılan, bazılarının ‘post-çağdaş darbe’ dediği muhtıra teşebbüsü ile gündeme gelmişti.

O süre ancak askeri vesayet girişiminde denilmişti ancak, ‘Biz iddiaya göre yok, özde Cumhurbaşkanı istiyoruz’ peki bunun ölçüsü ne? Yukarıdan altında bir şeyler sayıyor, ‘bu ölçülere uyarsa özde Cumhurbaşkanı olur, bu ölçülere uymazsa güya Cumhurbaşkanı olur’ Bu yetkiyi size kim verdi? Millete ait yetkiyi herhangi bir kurum, herhangi bir makam kendisine ait kılma şeklinde demokraside ya da hukuk devletinde bir pozisyonu nasıl üretebiliyor? Halk Müziği seçmiş, hür seçimlerle seçilmiş, özgürlük seçimlerle seçilmiş, hukuken onaylanmış. Bundan sonra kimseye bir söz söylemek düşmez” dedi.

“Dersiniz ancak, ‘Şu eylemlerini beğenmiyorum, şu siyasi yaklaşımlarını beğenmiyorum, şundan dolayı tepki gösteriyorum’ bu bir siyasi mücadele konusudur, değerleme konusudur” diyen Çelik, “Buradan yola çıkıp da meşruiyet sorgulaması yerine getirmek; tipik Türkiye’de siyaset yapmayıp, siyaseti rejim krizi tümdengelim yeteneğiyle özdeşleştirmiş olanların işidir. Bakın bu dek zaman geçtikten sonradan bu ‘post-modern darbe veya muhtıra şeklindeki yaklaşımlarda ortadan kalkmıştır’ diye düşünüyorsunuz. Lakin görüyorsunuz; siyasi alanı koruması gereken, sivil siyaseti güçlendirmesi gereken pozisyondaki birisi Sayın Kılıçdaroğlu, tutuyor sivil siyasete darbe vuran, sivil siyasetin meşruiyetini tartışan, seçilmiş Cumhurbaşkanını illegal pozisyona getirmeye çalışan çok büyük bir hatalı yapıyor.

Diyorlar ancak, ‘buna niye bu dek tepki gösteriyorsunuz’ siyasi partiler, benim mensubu olduğum siyasi parti; o siyasi partiye mensup olanların ve oy verenlerin evidir, bir başkasının mensubu olduğu siyasi parti, o siyasi partiyi benimseyenlerin evidir. Ama Türkiye Cumhuriyeti bütün Türk milletinin ortak evi, iki taraflı çatısıdır. Türkiye Cumhuriyetinin makamları da böyledir. Siz, Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek temsil makamı olan, devletin ve milletin birliğini savunan, orduların başkomutanı olan Cumhurbaşkanlığı makamına karşı böyle bir şey söylerseniz, bu Cumhuriyet değerlerine aleyhinde söylenmiş olur” dedi.

“Sistem değişti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemindeyiz, partili Cumhurbaşkanlığı laf konusudur”

“Deniyor oysa, ‘biz orada siyasi bir tenkit yapıyoruz’ fakat Genel Başkanlık makamı için yapmıyorsunuz, ilk elden Cumhurbaşkanlığı makamıyla ilgili olarak giriyorsunuz” ifadelerini kullanan Çelik, “Ondan sonra tekrar ABD’deki yemin tartışmalarının bir sanki olacak şekilde tutup bir yemin tartışması açıyorlar, nerede, hangi bağlamda o tartışmalar çıkmış, ne olmuş, ne her yerde hiçbirini anlamadan diyor ama, ‘burada tarafsızlığa karşı bir şart var’ diye bir argüman sözde üretiyorlar. Sistem değişti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemindeyiz, partili Cumhurbaşkanlığı laf konusudur. Tarafsızlığında eski tanımından yeni tanımına geçilmiştir. Burada kayda değer olan, cumhurbaşkanımız devir süresi içerisinde Türk milletinin hiçbir parçasını diğerinden ayırmamaktadır. Benzer şekilde Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin hiçbir yerini bir başkasından üstün veya aşağı görmemektedir. Hele de, Türkiye Cumhuriyetimizin şöhret ve şerefinin korunmasıyla ilgili Cumhurbaşkanımız laf konusu olduğunda böyle bir ağız dalaşı açılmak ayrıntılarıyla hatalı iş yapmak anlamına gelir. Cumhurbaşkanımızın, Türkiye Cumhuriyetinin şöhret ve şerefini tüm dünyada nasıl koruduğunu en önce Türkiye Cumhuriyetinin rakipleri ve karşımızda olanlar teslim etmektedir. Bu net bir durumdur” ifadelerini aktardı.

“Türkiye Cumhuriyetinin makamları hepimizin müşterek çatısı olan, ortak evi olan cumhuriyetin makamlarıdır”

Türkiye Cumhuriyetinin makamlarının herkesin iki taraflı çatısı olan, ortak evi olan cumhuriyetin makamları olduğuna vurgu yapan Çelik, “Türkiye Cumhuriyetinin makamları hepimizin ortak çatısı olan, karşılıklı evi olan cumhuriyetin makamlarıdır. Cumhuriyetin makamlarını hırpalamaya kalktığınızda, yıpratmaya kalktığınızda fiilen hepimizin müşterek çatısını, bütün milletin var oluşunun karşılıklı çatısını, evini hırpalamış olursunuz. O yüzden sağduyu, izam ve akılcı bir dille siyasi tenkit edebilmek en çok buralarda lazımdır. Siyasi eleştiri yapabilmek için kullanılacak dil içerisinde bir sürü imkanlar var, siyasi eleştiri yapabileceğiniz bir sürü konu seçebilirsiniz. Ama Türkiye Cumhuriyetinin makamlarını maksat alan bir izah etme içerisine girerseniz, maalesef bu verebileceğiniz en büyük zararı cumhuriyete, demokrasiye vermeniz anlamına kazanç” dedi.

“ABD demokrasisinin bu aşamaya gelmiş olması tüm dünyayı şok etti”

ABD’deki seçimler ve sonrasındaki süreci koskocoman bir hassasiyetle takip ettiklerini belirten Çelik, “(Senato baskını) ABD demokrasisinin bu aşamaya gelmiş olması tüm dünyayı şok etti. ABD demokrasisi gelenekleri ve kurumları ile övünen bir demokrasidir. Şimdi gelinen noktada ortaya çıkan sarsıntı, senatonun içerisinde ulusal muhafızların, askerlerin yerlerde yattığı ve senatoyu korumaya çalıştığı bir görüntü, Amerikan demokrasisinin içine girdiği layık krizinin pratiğe yansımasıdır. Her demokrasi ve her ülke bunu yaşar, eğer siz başkalarının demokratik sistemlerine karşısında çifte standartlar ortaya koyarsanız, orada ürettiğiniz değer krizi fiilen sizin sisteminize de yansıyor” diye konuştu.

Brexit ardından Avrupa – ABD ilişkilerinin nasıl olacağı, AB’nin geleceğini de etkileyecek şekilde ABD’nin nereye yürüyeceği ve yöneleceğinin tüm dünyayı ilgilendirdiğini belirten Çelik, “Batıda yükselmekte olan İslam düşmanlığından, tanıdık olmayan düşmanlığından endişe duyarken, tamda bunu sembolize eden kişilerin, ellerinde bunun sembolleri olan bir takım pankartlarla, bayraklarla Amerikan Senatosu’nu bastığını gördük. Dolayısıyla, herkese ‘kutuplaşmadan kaçının’ çağrısında bulunanların ne kadar derin bir kutuplaşma içerisine girdiğini gördük ve bunun siyasi bir tartışmanın ötesinde sosyolojik bir yanılma, ortaya çıkardığını koyduk” ifadelerini aktardı.

“Türkiye olarak yeni yönetimle konuşacağımız; Libya, Suriye, Doğu Akdeniz gibi çok önemli konularımız var”

Kimsenin, dünyanın hiçbir yerinde senatonun basılmasını, meclisin kuvvetle kapatılmasını savunamayacağını kaydeden Çelik, “Gelinen noktada acilen sükunet sağlansa da, bir doğaüstü şart var. Umarız 20 Ocak’ta yeni başkanın görevine başlaması tartışmasız bir şekilde ve sükunetle gerçekleşir. Türkiye olarak yeni yönetimle konuşacağımız; Libya, Suriye, Doğu Akdeniz gibi fazla önemli konularımız var. Bunlarla ilgili derhal oturup çalışmaya başlayacağız. Suriye’deki insani kriz devam ediyor, Libya’da yer alan toplu mezarlar halen Libya halkı üstünde büyük bir tehdit oluşturuyor. Doğu Akdeniz’deki koşul ve sanki konular yeni yönetimle konuşacağımız birincil başlıklar olacaktır” dedi.

“Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre son 3 yılda 78 binden fazla sığınmacı zorla Türk karasularına itilmiştir”

Yunanistan’ın mültecilere dönük Ege’deki ihlallerine de değinen Çelik, şöyle konuştu:

“Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine tarafından son 3 yılda 78 binden fazla sığınmacı zor kullanarak Türk karasularına itilmiştir. O görüntülere baktığınızda, botları batırmaya çalışan unsurlar görüyorsunuz. Yunanistan ve AB bu insanlık dışı muameleye sesini yükseltmelidir. Yunanistan buna son vermelidir. Milletlerarası Göç Örgütü, Birleşik Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri bu konuda uyarılarını yüksek sesle yapmıştır. Yunanistan’a bu konuda yardımda bulunan Avrupa Birliği’nin bu vahşi ihlallere karşıda bir söylev sergilemesi gerekir.”

“Bunlar gayri demokratiktir, yasal değildir ve suçtur”

Son günlerde tartışılan “Whatsapp sözleşmesi” hakkında da değerlendirmelerde yer alan Çelik, “Sosyal Ağ şirketlerinin bir devlet otoritesi gibi davranması dünyanın baştan başa eleştiriliyor. Bu şiddeti destekleyen bazı eylemleri, zor yanlısı bir takım açıklamaları topyekun reddettiğimizi bir defa daha söylüyorum. Bunlar gayri demokratiktir, hukuki değildir ve suçtur. Ama bunun yanı sıra, sosyal ağ şirketlerinin benimsedikleri siyasi tutuma kadar, karşı tutumdaki şahısların sosyal ağ hesaplarını herhangi bir adalet kararı olmadan yada hangi ölçüye kadar yaptıklarını toplumla paylaşmadan yasaklamaları da demokrasilerdeki açıklama hürriyetine aykırıdır. Burada büyük bir avarelik var. Bunlar nihayetinde para şampiyon şirketler, para şampiyon şirket bir devlet gibi hareket diyor, para kazanan şirket bir mahkeme gibi hareket ediyor. Sosyal medyada terör, istismar, güç çağrısı yapan hesaplara aleyhinde bir önlem alınması gerektiğini düşünmüyor muyuz? Güçlü Olarak düşünüyoruz. Terör propagandasının, korku suçlarının engellenmesi gerektiğini de düşünüyoruz” ifadelerini aktardı.

Mevlüt Hasgül
 

sizlere supermarket.web.tr farkıyla sunulmuştur

What do you think?

Written by admin

MHP Genel Başkanı Bahçeli, koronavirüs aşısı yaptırdı

MHP Genel Başkanı Bahçeli, koronavirüs aşısı yaptırdı

Eski Milletvekili Necmettin Ahrazoğlu koronaya yenik düştü

Eski Milletvekili Necmettin Ahrazoğlu koronaya yenik düştü