in

Bahçeli: ‘Karanlık emel sahipleri bilmelidir ama dirimiz asker, vurulanımız şehittir’

Devlet Bahçeli: “CHP ile İP, HDP göre tutsak alınmıştır”
Devlet Bahçeli: “CHP ile İP, HDP göre tutsak alınmıştır”

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Insanlar Meclisindeki (TBMM) grup toplantısında konuştu.

Vatan topraklarının her karışının şehit kanlarıyla sulanmış olduğunu aktaran MHP Lideri Bahçeli, “Gönül coğrafyamızda yaşam mücadelesi veren kardeşlerimize üstün muvaffakiyetler ve muzaffer günler diliyorum. Üzerinde yaşadığımız topraklar, bin yıldır vatandır, bin yıldır Türk milletinindir. Kuşkusuz bayrakları sancak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Nice şehametlere, nice şehadetlere, nice cehaletlere, nice yiğitlik ve felaket, egemenlik örnekleriyle, vatanın ve milletin bekası asırlarca korunmuştur. İnanıyor ve açıklama ediyorum ancak Türk tarihinin ruhundan mülhem büyük bir şevkle bugün de korunacak, bütün bağımsızlığımız istikbalin parlak ufuklarıyla kucaklaşacaktır. Vatan topraklarının her karışı, eski hakimiyet havzalarımızın her köşesi şehit kanlarıyla sulanmış, Türk milletinin hatıralarıyla, süslenmiştir. Anadolu coğrafyasından dört bir yana başımızı çevirip baktığımızda, buram buram tüten Türk destanlarını görür, şühedanın aziz anılarını duyarız. Hatta görmek ve duymakla kalmayız, bunu yaşar, gerektiği vakit yenilerini sonra gelmek için dikkatli bekler, yeri gelirse de teyakkuza geçer sefere çıkarız. Bu sefer de manevi güvencelerimiz, tertemiz kanlarıyla önümüze düşen aziz şehitlerimiz, kahraman nesillerdir” diye konuştu.
Şehitlerin, milli kader ve kararın yegane övünç kaynakları olduğunu belirten Bahçeli, “Şehitler, tarihimizin ve talihimizin kilit taşlarıdır. Milli felek ve kararın yegane iftihar kaynaklarıdır. ‘Ölürsem şehit, kalırsam gazi’ diyen bir milletin, ‘Yare nişandır tenine erlerin, şehitlik son rütbesidir askerin’ duruşuna sahip vatan evlatlarının kolunu bükecek, boynunu eğecek, diz bağlarını çözecek ne bir güç, ne de bir kudret vardır. Şehit zamanın şahidi, milli varlığımızın şahikasıdır. Şehitlerimizin teminatıyla sahip olduğumuz mukaddes ürünü, orasından burasından imha edecek bir tabanca da demin bulunmamıştır” dedi.

Suriye’nin İdlib kentinde yaşanan saldırıya üzüldüklerini ve içten yaralandıklarını gösteren Bahçeli, şunları kaydetti:

“Suriye’nin 14 eyaletinden birisi olan İdlib’de 27 Şubat 2020 tarihinde yaşanan şehadetler milletimizi ziyadesiyle üzmüş, içten yaralamıştır. Ancak Esad ve ahlaksız destekçileri kanımızı dökmüştür. Ne olursa olsun, kim hangi saldırıyı yaparsa yapsın Türk milletinde verilecek kan da bitmez, ayağa kalkacak kahramanda eksilmez. Kurt kışı geçirir geçirmesine lakin yediği ayazı unutmaz. Atılan okları, kurulan tuzakları hatırından ve hafızasından katiyen çıkarmaz. İdlib’in Cebel Zaviye bölgesindeki Baylun kasabasında konuşlu Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarına önce karadan roket ve top mermileriyle saldırı düzenlenmiştir. Derhal arkasından hava bombardımanı başlamış, rejim uçakları ve destekçileri bölgeye intikal eden bir konvoy ile kahraman askerlerimizin bulunduğu eski bir belediye binasını alenen hedef almışlardır. Burada çok sayıda askerimiz şehit düşmüştür. Oluşan enkazın aşağıda kalan evlatlarımıza yardımcı olmak isteyen askerlerimiz ise saldırıların devam etmesi üzerine bir diğer binaya sığınmışlar, ne var ki burası da alev altına alınmıştır. Netice itibariyle hunhar hücum da 34 kahramanımız şehit olmuş 32 kahramanımız yaralanmıştır. Bu alçak saldırının içinde Suriye vardır, İran vardır tümü birdenbire suç oluşturan devriyesine çıkmışlardır. Türk askerinin kanı bu husumet cephesi kadar dökülmüştür. Niyazım odur ama şehadetleri kutsal olsun, zalimlerin kanı kurusun, Türk milletinin ‘ah’ı tutsun. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan her saldırıyı nefretle lanetliyorum. Aziz şehitlerimize cenabı Allah’tan rahmet, ailelerine, tabanca arkadaşlarına, milletimize sabır ve taziye diliyorum. acilen tedavi altında bulunan kardeşlerimize şifalar temenni ediyorum. Karanlık emel sahipleri bilmelidir ki dirimiz asker, vurulanımız şehittir. Onların dirisi kalleş, vurulanı ise leştir. Türk milleti şehitlerine minnettardır ve onlar ölmemiştir. Allah yolunda ölenlere ölüler demeyin, bilakis onlar diridirler lakin biz anlayamayız. Nitekim Allah tektir, ordusu Türk oğlu Türktür. Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacaktır. Bize namlu çeviren, kurşun atan, bomba fırlatan delik deşik etmeye, devrilip gömülmeye mecburdur, müstahaktır. Türk milletine meydan okuyan, Türkiye’ye kafa tutan, yiğit evlatlarımıza pusu kurup silah çeken kim varsa dökülen kanlarda boğulmaya sonuna kadar mahkumdur.”

Erkeğinden kadınına, gencinden yaşlısına Türk milletinin her mensubunun metin, mert, merhametli, sabırlı, imanlı olduğunu ve yüreğinin vatan sevgisiyle yoğrulduğunu kaydeden Bahçeli, şehit olan askerlerden örnekler vererek şu ifadeleri kullandı:

“Erkeğinden kadınına, gencinden yaşlısına aziz milletimizin her mensubu; metindir, merttir, merhametlidir, sabırlıdır, imanlıdır, yüreği vatan sevgisiyle yoğrulmuştur. Doğudan batıya, kuzeyden güneye büyük bir aile şuuruyla kenetlenip, birbirimize dayanarak, birbirimizden baskı alarak, ulusal birliğimizi perçinleyerek bu kuvvet dönemi atlatacağız. Eğilmez başımızla, yenilmez irademizle biz büyük Türk milletiyiz. Hiçbir habis ve hain emel Türk milletini pes ettiremez, taviz verdiremez. Hiçbir zalim, hiçbir acımasız Türkiye’ye kanlı dişlerini geçiremez. 21 ilimizde al bayrağa sarılı şehit naaşları muazzam katılım ve sahiplenmeyle omuzlarda taşınmış, dualarla vatan topraklarına itimat edilmiştir. 26 Şubat 2020’de rejim güçlerinin hava saldırısı sonucunda şehit olan Piyade Bilirkişi Çavuş Soner Eres Baykuş memleketi Kahramanmaraş’ta son yolculuğuna uğurlanırken, elleri öpülesi annesi Zeynep Baykuş bakınız ne demişti, ‘Kimseye meydan vermeyeceğiz. Bir ölür bin doğarız kuzum. Şehitler ölmez, vatan bölünmez. Şehidim ölmedi benim. Ben şehit anası oldum’ İdlib şehitlerinden olan Piyade Bilirkişi Onbaşı Ahmet Saygılı 30 Ağustos 2014’deki bir sosyal medya paylaşımında şu mesajı vermişti: ‘Biz yere düşeriz ama iki şeyi yere düşürmeyiz: Kuran-ı Kerim ve Türk bayrağı’ Şehidimizin muhterem babası Hüseyin Saygılı da; ‘Vatanımız, milletimiz bölünmez kuzum’ diyerek kahraman evladının peşinde gözyaşı dökmüştü. Çorlu’da toprağa bahşedilen kahramanımız Bilirkişi Onbaşı Birhan Er, 9 Ekim 2013’de sosyal medyada paylaştığı bir mesajında tıpkı şunları söylemişti: ‘Biz yedi yaşında yağmurun aşağıda, soğuktan titreyerek ‘Varlığım Türk varlığına hediye olsun’ derken şaka yapmıyorduk’ Tekirdağ’ın Saray ilçesinde toprakla buluşan şehidimiz Piyade Uzman Onbaşı Nihat Kara, ‘ne işimiz var Suriye’de’ diyen köksüzlere tokat gibi cevap vermiş ve şöyle seslenmişti: ‘Sizden ricam sakın Suriye’de ne işimiz var diyenlerden olmayın, gittim gördüm tam da olmamız gereken yerdeyiz. Yedi düvel bir olmuş, rejimi, Rusya’sı. Dua edin yeter, selametle’ Bu çerçevede gönül tellerimizi titreten daha öyle fazla örnek verebiliriz. Sorarım sizlere; bu kadar asil ve asilzade kahraman evlatları sinesinden çıkaran Türk milletine güç yeter mi, zorlama söker mi, kurşun işler mi, kahramanlar nöbetteyken ezan susar mı, bayrak iner mi, hele bir söyleyin kurumuş ve kudurmuş Esad hayranları, bu kutlu vatan bölünebilir mi? Hayır, asla; ne ezan susar, ne bayrak iner, ne de vatan bölünür.”

“Atama düşsün, gereklilik olsun, bayrağımı alır, silahımı kuşanır, besmelemi çeker koşa koşa cepheye gider, mevziye girerim”

İdlib’de şehit düşen Bilirkişi Onbaşı Emre Baysal’ın 50 gün sonradan düğünü olduğunu aktaran ve şehidin cenazesinde dayısı Umut Baysal’ın “Allah’ım bayrağımızı indirmesin” sözlerini andıran Bahçeli, merhum şair Mithat Cemal Kuntay’ın, ‘Kimiz’ isimli şiirinden, “Şahlanır göklere inkâr edilen heykelimiz, Gösterir ufku, ölürken bile beti benzi kaçmış elimiz. Boşa gitmez, heder olmaz, vurulup düştüğümüz, Zalimin göğsüne çarpar düşüyorken ölümüz. Canımızdır, acı hissetmeyerek verdiğimiz; Şaşırırsın, şu asırlar sana anlatsa kimiz” dizelerini hatırlatarak, “Vatan için, bayrak için, halk için, sere serpe toprağa düşen kahramanlarımız Türk milletinin itibar timsalleridir. Şehitlik mertebesi ulaşılabilecek en yüksek mertebedir. Türk askeri tarih sahnesine çıktığı andan itibaren inançla ve kocaman bir ödev aşkıyla böylece fazla zafere imza atmıştır ve asırlardır şehitlerimizin anaları, babaları, eşleri, çocukları onların ardındaki gözyaşı dökerken ağızlarından tereddütsüz bir tek tümce dökülmüştür: ‘Vatan sağ olsun’ Düşmanın Sakarya Cephesi’nde ilerlediği, Türk milletinin maddî gücünün tükendiği zamanlarda; bir takım mebuslar, Meclis’i Kayseri’ye taşımanın gerekliliğini savunmuşlardı. Mustafa Kemal Paşa’nın bu mebuslara şu cevabi tepkisi kahramancaydı: ‘Son mermimi kullanıp, son nefesimi verinceye kadar savunmama devam edeceğim. Düşman gelip beni, bayrağımın altında, şehit olmuş ve al kanlar içinde yatarken bulacaktır’ Kendi payıma konuşuyorum, devir düşsün, ihtiyaç olsun, bayrağımı alır, silahımı kuşanır, besmelemi çeker koşa koşa cepheye gider, mevziye girerim. Allah nasip eder şehit olurum, nasip eder gazi. Fakat kanımın son damlasına dek Türklüğün ve Türk milletinin bekası için vuruşur, son takatime değin da uğraş ederim. Çünkü, aklım defalarca Türkiye’dir, kalbim Türk milletiyle bir ve beraber atmaktadır” ifadelerini kullandı.

“Evimizin önü yanarken omuz silkersek ulusal onurumuzdan ve milli ömrümüzden mahrum kalırız”

İdlib saldırısı ardından başlatılan ‘Bahar Kalkanı Harekatı’ hakkında değerlendirmelerde bulunan MHP Lideri Bahçeli, şöyle konuştu:

“İdlib saldırısından hemencecik sonra Türkiye Bahar Kalkanı Harekatı’nı başlatmıştır. Arap Baharı’nın isyan dalgasının son etabı olan Suriye’ye aleyhinde Türkün bahar kalkanı sınırlarımıza set çekmiştir. Sorulacak hesabımız vardır. Alınacak intikamımız vardır. Aynı anda F-16’lar, SİHA’LAR, İHA’lar, kasırga füzeleri, fırtına obüsleri acımasızlık mevzilerini dövmeye başlamıştır. Rejim unsurları kaçacak ve saklanacak delik aramanın derdindedir. Bir hususu tanımlama ve saptama etmenin sayısız yararları vardır: Türkiye İdlib’de savaş oyunlarının, hegemonya senaryolarının içinde değildir. Buna niyeti de yoktur. Maksat vatandır, amaç hudut, toprak ve insan güvenliğidir. Sınır aramak devlet demektir. Sınırları kalbura dönmüş, emniyet duvarları aşınmış, girenin çıkanın süresiz olduğu bir devletin bağımsızlık hakları çiğnenmiştir. aynı zamanda devlet demek egemenlik demektir. Türk devletinin hükümran haklarının açılış noktası hudut boylarıdır. Bu gerçeği görmeyen, bu gerçeği göstermeyen, dahası bu gerçeği çarpıtan iç ve dış odakların alayı ansızın benzer şer ekseninde toplanmışlardır.

İdlib Hatay’ın dibindedir. Hatta tarihsel olarak mündemiçtir. İdlib’den geri çekilirsek eninde sonunda Hatay’dan olmamız kaçınılmazdır. Böyle olursa Suriye’deki kaosun Anadolu’ya ithali de mukadderdir. Evimizin önü yanarken omuz silkersek milli onurumuzdan ve ulusal ömrümüzden mahrum kalırız. Jeopolitik ve jeostratejik denklemin içinde bağımsız kuvvet olarak var edinmek zorundayız. Tarih bize diyor oysa, mücavir topraklarda, komşu ülkelerde önü alınamamış krizler, iç hengâme ve çatışmalar bir virüs gibi yayılıp eninde sonunda ülkemize bulaşacaktır.”

“Hatay’ı tartışmaya başlatmak, Hatay üzerinde kuşkular uyandırmak cinayettir, hıyanettir, rezalettir”

Bir Rus haber sitesi göre, ‘Çalınan Kent: Hatay’ başlıklı haberin yayınlanmasıyla dar hedeflerin, sinsi ve yüzsüz arzuların deşifre edildiğini bildiren Bahçeli, “Misak-ı Milli’nin koordinatlarına muvafık şekilde Türk savunma alanı oluşturuyoruz. Bu savunmayı yapamazsak, bu savunmada bocalama edersek, herkesi uyarıyorum ancak Anadolu’yu veririz, Anadolu’yu teslim ederiz. Bir Rus haber sitesinde, çalınan şehir Hatay başlığıyla haber üretilmiş, bakımlı hedefler, sinsi ve arsız arzular deşifre edilmiştir. Bugün bununla beraber Hatay’ın ilk ve son Cumhurbaşkanı merhum Tayfur Sökmen’in de 40’ıncı ölüm yıl dönümüdür. 3 Mart 1980’de hayata gözlerini yummuş merhum Cumhurbaşkanı, Hatay’ın 29 Haziran 1939’da anavatan Türkiye’ye katılmasında tarihi rol ve payı olan vakarlı ve yurtsever bir şahsiyetti. Aziz anısını rahmet ve hürmetle yad ediyorum. Hatay on senelerdir Suriye haritalarında dobra dobra gösterilmiştir ve şu anda de çalınan kent Hatay diye haberler yapılmaktadır. Bu utanmazlıktır, mütecaviz bir Moskov oyunudur. Hatay Türk milletinin ve Türkiye’nin kardeşlik köprüsü, ayrılamaz, koparılamaz, vazgeçilemez zümrüt örtüsüdür. Kim Hatay’a göz dikiyorsa, o gözü oyarız, kim el uzatıyorsa, o eli kökünden keseriz. Hatay’ı tartışmaya açtırmak, Hatay üzerinde kuşkular kaldırmak cinayettir, hıyanettir, rezalettir. Emel sahipleri karşılarında Türk milletinin tamamını bulacaklardır. ‘Hatay bizim’ diyen cani Esad rejimi, Suriye’yi bütün 402 yıl egemenliği aşağı tutan âlem imparatorluğunu ne tez unutmuştur, ‘Ne işimiz var Suriye’de’ gürültüsü koparan aymazlar bu hakikatten haberiniz var mıdır, Niye Libya’dayız diyenler, 494 yıl orada bulunduğumuzun farkında mısınız, Yahut safa mı yatıyorsunuz ? 459 sene Mısır’da, 402 sene Irak’ta, 402 yıl Ürdün’de, 402 yıl Filistin ve İsrail’de, 402 yıl Lübnan’da, 401 yıl Yemen’de, 400 sene Bahreyn’de, 400 sene Birleşmiş Arap Emirlikleri’nde, 400 yıl Katar’da, 399 sene Suudi Arabistan’da, 397 yıl Sudan’da, 381 sene Kuveyt’te, 350 yıl Somali’de, 308 yıl Tunus’ta, 303 yıl Cezayir’de hangi kudret sahibi imparatorluğun hükmünün geçtiğini aklını ve aidiyet bilincini kaybetmiş güruh biliyor mu? Sayın Kılıçdaroğlu ve ipini ele vermiş siyasi çürükler sizin bunlara dair bir fikriniz var mıdır, Belki varsa kimlerin hizmetkârısınız, kimlerin hizasındasınız, Hadi yok diyelim, o süre ne işiniz var Türkiye’de, ne arıyorsunuz siyasette” ifadelerini kullandı.

“Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın diyemeyiz, elhak o yılanı yuvasında boğazlarız”

Misak-ı Ulusal coğrafyasında bir kuşun kanadı kırılsa, bir kuzu av olsa, bir mazlum haykırış etse, bir masumun göz pınarlarından yaş süzülse Türk milletinin mesele ve dert edeceğini, konuşma gösterip, bedelini de peşinen ödeteceğini vurgulayan Bahçeli, “Hem içimizdeki ayrıca de çevremizdeki gelişmelere dikiz aynasından, geri bakış kamerasından, kozmopolit prizmadan bakmayız, bakamayız, bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın diyemeyiz, elhak o yılanı yuvasında boğazlarız. Mondros Mütarekesi imzalandığında fiilen hakimiyetimizde olan alanları içine alacak şekilde Misak-ı Ulusal’nin hudutları çizilmişti. Gazi Mustafa Kemal de bunu şöyle izah ve ilan etmişti: ‘Bu hudut, İskenderun Körfezi cenubundan Antakya’dan, Halep ile Katma İstasyonu aralarında Cerablus Köprüsü cenubunda Fırat Nehrine ulaşır. Oradan Deyr-i Zor’a iner; sonra doğuya uzatılarak Musul, Kerkük, Süleymaniye’yi içine alır. Bu sınır kapsamında kalan ülkemizin bölümleri Osmanlı camiasından ayrılmaz bir tamamiyle kabul edilmiştir.’ Sayın Kılıçdaroğlu, şu anda anlıyor musun niye İdlib’deyiz, Niye Suriye’deyiz, Niye Libya’dayız? Bize yok, aziz Atatürk’e kulak ver. Bizi duymuyorsan hiç olmazsa Atatürk’ü duy, hiç olmazsa muhterem hatırasına riayet et” dedi.

“Putin ne derse desin, kahramanlarımızın bölgede kasıtlı olarak maksat alındığı barizdir”

İdlib’de Türkiye’nin 12, Rusya’nın 10, İran’ın da 7 gözlem noktası olduğunu fakat saldırıya uğrayanın ve şehit verenin Türkiye olduğunu söyleyen Bahçeli, “Bunun karşılığında meşru savunma refleksiyle gereğini ve müdahalesini yapan ülke de Türkiye’dir. Kremlin Sözcüsü Peskov, Rusya dışındaki bütün ülkelerin milletlerarası hukuka aykırı olarak Suriye’de bulunduğunu, Türkiye’nin sorumluluklarını yerine getirmediğini ifade etmiştir. Bize tarafından halt etmiş, Rus yalanlarına yenilerini eklemiştir. Putin, Rusya’nın kimse ile savaşa hazırlanmadığını, kimsenin aklına da savaş fikrinin gelmemesi için elinden geldiğini yaptığını söyleme gereği hissetmiştir. Putin ne derse desin, kahramanlarımızın bölgede bilerek hedef alındığı barizdir. Saldırıya uğrayan Türk askeri konvoyuyla ilgili evvelden Rus yetkili makamlarına data verilmesine karşın, Moskova yönetimi bunu telaşla red etmiştir. Dahası Rusya’nın operasyonda savaş uçaklarının bulunmadığını açıklamasına rağmen radar gerçekleri başka şeyler söylemektedir. Düşününüz, ambulansları bile vuran bir barbarlıkla İdlib’de muhatap olunmuştur. Bu menfur saldırının insanlığa, ikili anlaşma ve uzlaşmalara, evrensel bedel ve mirasa aykırılığı ortadadır. 27 Şubat 2020’de rejim uçaklarının arasında bal gibi, buz gibi Rus uçakları da vardı ve vefat saçmışlardı. Kimi kandırıyorlar, neyi anlatıyorlar, Putin’in varmak istediği yer neresidir? Boğazlardan geçirilen savaş gemilerine verilen ve Türk milletinin düşünce kayıtlarında gizli bulunan simgesel isimlerle neyin mesajı ihsas ve ima edilmiştir? Birisi 93 Harbi’nde, diğeri Birinci Dünya Savaşı’nda Türk topraklarını bombalayan amirallerin isimleriyle anılan gemilerle aba aşağı sopa mı gösterilmiştir? Görmedik sanılmasın, bilmediğimiz akla gelmesin. Çalımızı kıranın çalımını bozarız. Dalımızı kesenin damını yıkarız. Türk’e yan gözle bakanın alnını karışlar, kurumuş ağaç gibi budarız. Biz Rusya’ya şüpheli derken hileli mıyız, abartıyor muyuz, pişmiş aşa su mu katıyoruz?” değerlendirmesinde bulundu.

“Esad’ın son dilekçe tarihi dolduğunda öncelikle fişini Putin çekecektir”

Rusya’nın sıcak denizlere inme planının tarihi bir gaye olduğunu, şu anda de Suriye ve Libya üzerinden Afrika’ya açılma niyetinin gizlenemeyecek kadar berrak olduğunu anımsatan Bahçeli, şunları kaydetti:
“Dar ajandanın sayfaları birer birer aralanmıştır. Bir yana yeni silahlarını test ederken, diğer yanlamasına enerji kaynakları civarda yuvalanıp yığınak yapmaktadır. Bir yanlamasına nüfuz alanları oluştururken, diğer yanlamasına emperyal zor olarak bölgeye yerleşmenin arayışındadır. ABD Başkanı Trump’ın bundan habersiz olması, Putin’in çıkarının ne olduğunu Sayın Cumhurbaşkanı’na sorması tam bir fikir tutulması ve kara mizahtır. 16 Temmuz 2018’de Trump ile Putin’in Helsinki’de buluşup Türkiye ve alan ülkelerinin aleyhine hangi başlıklarda anlaşıp görünüm birliğine vardıkları hala sırdır, esrarını korumaktadır. ABD’nin, Rusya’nın stratejik hedeflerinden, Rusya’nın ABD’nin silindir amaçlarından habersiz olması teoride bile abesle iştigaldir. Bugün Suriye diye bir devlet aslında değil hükmündedir. Rejimin yıkımı sırasında ortaya meydana çıkan toz bulutu en öncelikle Türkiye’yi korkutma etmektedir. Esad’ın son uygulama tarihi dolduğunda başta fişini Putin çekecektir. Bunu bilen cani Esad, 2015 yılının Ekim ayında 180 kilometrelik sahil bölgesinin tamamını Ruslara rehin vermiş, topraklarını ve hava sahasını Rus askerlerine hibe etmiştir. Bayır Bucak Bölgesi’nin, özellikle Türkmen Dağı’nın Ruslar kadar bombalanması bunun bir sonucudur. Muhakkak olunuz, eğer biz gitmezsek bir gün mutlaka onlar gelecekler, bununla yetinmeyip vatana ve millete kast edeceklerdir. Biliniz fakat, kan ve bal kokusu bir ayıyı çılgına çevirecek, zincirlerinden kopuşuna niçin olacaktır. Hodri meydan, ayı gelirse gelsin, göreceği sadece ve yalnızca bozkurt ruhunun dirilişi ve kahramanlığıdır.”

“Rusya ve Suriye Türkiye’nin sabrını daha artı zorlamamalıdır”

Avrupa Birliği’nin insani dramlar aleyhinde sınıfta kaldığını söyleyen Bahçeli, “Biz sığınmacı olsun, göçmen olsun, sığınmacı olsun, hepsine kucak açmıştık, hemen ise örneğin Yunanistan biber gazı, sis bombası ve polis zoruyla bu insanların girişlerini engellemektedir. İnsanlar denizlerde botların içinde ölüme terk edilmekte, bilhassa Yunan Sahil Güvenliği insafsızca zor kullanmaktadır. Nerede uygarlık, nerede gelişmişlik, nereye gitti insani değerler? Türkiye’nin haklı mücadelesinden tavizi katiyen düşünülmemelidir. Rusya ve İran’ın Suriye’deki varlığı gayri meşrudur. bununla birlikte milletlerarası hukuka tamamıyla aykırıdır. Birleşmiş Milletler ve NATO havanda su dövmüş, laf ve beyanatları kuvveden fiile dönmemiştir. Uyarıyorum, Türkiye’nin şakası falan yoktur. İdlib meselesi bir beka müdafaasına, bir vatan muhafazasına sabitlenmiştir. Rusya ve Suriye Türkiye’nin sabrını daha artı zorlamamalıdır. Türk milleti; hakkını, hukukunu ve milli haysiyetini sonuçları ne olursa olsun yiğitlik duruşuyla, Kızılelma şuuruyla savunacaktır. Bizim damarlarımızda dolaşan kan zaferi müjdelemektedir. Bu uğurda mükafatımız yeri gelirse şehadet, muradımız da her zeminde şirretin kalelerini teker teker düşürmek ve yıkmaktır. Siyaset ve diplomasi başardı başardı, huysuz halde Türk ordusu soluğu Şam’da almalı, zalim ve canavar Esad’ın kafasına çuvalı geçirmeli, kanlı ve benekli rejime son darbeyi indirmelidir” diye konuştu.

“Şehitler tepesi anlamsız kalmayacak sözünü beceriksizliğin kılıfı olarak görecek kadar küçülen, küçüldükçe ulusal ve manevi değerlerimizle arasını kapanmayacak ölçüde açan müfsit CHP zihniyeti karşımızdadır”
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve yeminli Esad sözcülerinin İdlib’deki mücadeleden rahatsız ve memnuniyetsiz olduğunu aktaran Bahçeli, şunları aktardı:

“Bre vicdansızlar, bir kere olsun şehitlerimizin katillerine tepki gösterin. Bre kalpsizler, bir kez olsun milli itirazınızı seslendirin. Baasçı oldunuz, Esadçı oldunuz, şunu oldunuz bunu oldunuz, korkmayın düşmana düşman derseniz sadece ve sadece adam olursunuz. Bizim duruşumuz Türk milletinin duruşudur. Sözümüz Türklüğün senedi ve sedasıdır. Her şart aşağı dik dururuz, hiçbir karanlık surete de eyvallah etmeyiz. Anlaşılan şehitlerimizin acısı bile CHP yönetimini ıslah ve edep etmemiştir. Türkiye yaklaşık olarak varlık fakirlik mücadelesi verirken, CHP’li sözcüler siyasi sorumluluk sahibi peşine düşecek dek çürümüşler, siyasi rant ve istismara heveslenmişlerdir. Bu edepsizliktir, erdemsizliktir, gayri milliliktir. Şehitler tepesi boş kalmayacak sözünü beceriksizliğin kılıfı olarak görecek değin küçülen, küçüldükçe ulusal ve manevi değerlerimizle arasını kapanmayacak ölçüde açan müfsit CHP zihniyeti karşımızdadır. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu diyor ancak, ‘Halk Müziği İttifakı’nın iktidarında şehitler tepesi abes kalacaktır’ Şehidi bilmez, tepeden anlamaz, vatanı bilmez, milleti tanımaz. Vay tedbirsiz vay. Seslenmek şehitler tepesini anlamsız tutacaksın öyle mi? Şehitler tepesini boş tutan Türkiye’yi nafile düşürür, Türk düşmanlarına meydanı boşaltarak teslim eder. Bize göre bunun adı vatana ihanet, şühedaya hakarettir. Sayın Kılıçdaroğlu, bu sözü söylerken hiç mi gocunmadın, Hiç mi pişmanlık duymadın, Şehitler tepesi boş tutulunca hainler tepemize üşüşür, zalimler yurdumuzun tepelerine musallat olur, bunu da mı kavrayamadın?”

“Ne işimiz var İdlib’de, orada ne için mücadele ediyor Mehmetçik sorularını soranlar, kem konuşmayın, fena konuşmayın, kifayetsiz konuşmayın, yüzünüz kızarmıyorsa hiç olmazsa milletten utanın, olmadı Allah’tan korkun”
Suriye’nin Afrin Bölgesi’nde icra edilen Zeytindalı Harekatı’nda 9 Mehmetçiğin şehit düştüğü yer olan Kel Tepe’nin isminin ‘Şehitler Tepesi’ olarak değiştirildiğini, şehitlerin manevi anılarına 9 Türk bayrağının Hassa Belediyesi tarafından dikildiğini hatırlatan Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Kılıçdaroğlu bunu da mı inkar edeceksin, buna da mı kara çalacaksın, bu tepeyi de mi değil sayacaksın? Zannedersem Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, 30 Ağustos 1924’de Dumlupınar’da yaptığı konuşmayı Kılıçdaroğlu hiç duymamıştır. Ne diyordu aziz Atatürk, ‘Bu sahada akıcı Türk kanları, bu gökyüzünde uçan şehit ruhları devlet ve cumhuriyetimizin ebedi koruyucularıdır. Burada gerçeklerini söylediğimiz ‘Şehit Asker’ âbidesi işte o ruhları, o ruhlarla beraber gazi arkadaşlarını, özverili ve kahraman Türk milletini temsilcilik edecektir’ Sayın Kılıçdaroğlu, senin gibilere rağmen şehitler tepesi hiçbir zaman boş kalmadı, boş da kalmayacak. Çünkü, aziz şehitlerimiz vatanın ve milletin sonsuz manevi muhafızlarıdır. Kılıçdaroğlu sen Suriye’nin muhalefet partisi değilsin. Esad’ın yancısı, rejimin kuklası değilsin. Esad’ın kan kardeşi, Mehmetçik katillerinin yoldaşı olamazsın. CHP’ye oy vermiş kardeşlerimize ihanet etme, yazık etme, haksızlık etme. Esad ile görüşelim diyen maskaralar yaşadığınız ülke Türkiye’dir. Ne işimiz var İdlib’de, orada ne için uğraş ediyor Mehmetçik sorularını soranlar, kem konuşmayın, kötü konuşmayın, kifayetsiz konuşmayın, yüzünüz kızarmıyorsa bari milletten utanın, olmadı Allah’tan korkun. Bugün yaşadıklarımız son bin yılın özetidir, bari iddiaya göre aydın kesilip savaşa hayır diyen reziller, objektif olarak geçmişimizi okuyun. Türkiye’nin çıkarlarına namusluca sahip çıkın. Merhum Şairimiz Arif Nihat Asya ne kadar da manalı söylemiş: ‘Kalk yiğidim, yine dağ başını duman aldı. Parçalandı bir kıtanın toprakları, Aslan payını aslan olmayan aldı. Kalk yiğidim, yeniden dağ başını duman aldı’ Biz kalktık, dağ başını saran dumanı gerekirse nefesimizle dağıtmaya karar verdik. Biz kalktık, kös kös oturan Kılıçdaroğlu ve zillet ittifakını Türk milletinin iradesine teslim ettik, perişan akıbetlerini beklemeye bugünden koyulduk. Sözlerime son verirken beka mücadelemizde devletin, hükümetin, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dağ gibi, duygusuz, fedakarca arkalarında olduğumuzu inançla paylaşıyor, İdlib’de ödev yapan evlatlarımızın gözlerinden öpüyorum. Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum. Gazamız mübarek olsun, kılıcımız keskin olsun, Allah yar ve yardımcımız olsun.”

sizlere supermarket.web.tr farkıyla sunulmuştur

What do you think?

Written by admin

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan Başbakanı İmran Han ile görüştü

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan Başbakanı İmran Han ile görüştü

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile telefonda görüştü

Cumhurbaşkanı Erdoğan Almanya Başbakanı Merkel ile görüştü