in

Cumhurbaşkanı Erdoğan: ‘Ege ve Akdeniz meselesi Türkiye’nin asla geri adım atmayacağı bir meseledir’

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Ege ve Akdeniz meselesi Türkiye’nin asla geri adım atmayacağı bir meseledir'
Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Ege ve Akdeniz meselesi Türkiye’nin asla geri adım atmayacağı bir meseledir'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Katar’da yayımlanan “The Peninsula” gazetesine mülakat verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar’da İngilizce olarak yayın yapan The Peninsula gazetesindeki mülakatında, Türkiye-Katar ilişkilerinin yanı sıra Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Libya, Suriye ve terörle uğraş politikası ile yöresel gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

“Katar’la stratejik ilişkilerimiz var”

Türkiye ve Katar’ın köklü tarihi, kültürel ve beşerî münasebetlere sahip iki kardeş ülke olduğunu bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülkenin ekonomi, endüstri, savunma, emniyet, yatırım ve enerjiye uzanan geniş bir alanda stratejik ilişkileri bulunduğunu ifade etti.

Katar’la 2014’te kurulan Yüksek Stratejik Komite mekanizması kapsamında şimdiye kadar 50’nin üstünde uzlaşma imzaladıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, Katarlı yatırımcılar için emlak, finans, teknoloji, savunma ve irtibat gibi birçok alanda çekici fırsatlar sunuyor. 2019 senesinde Katar’a ihracatımızda önceki seneye kadar yüzde 10 civarında artış yaşandı. Hâlihazırda Katar’da 500 Türk şirketi etkinlik gösteriyor. Sadece müteahhitlik firmalarımızca üstlenilen projelerin toplam değeri 18,5 milyar doları buluyor. Türkiye ve Katar olarak kazan-kazan temelli olarak meslek birliğinin en güzel örneklerini sunduğumuza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

“2022 Dünya Kupası projelerinde iş birliğimizi derinleştireceğiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası öncesinde karşılıklı projelerle meslek birliğini daha da derinleştireceklerini belirterek, şunları kaydetti:
“2022 Dünya Kupası sadece altyapılar yatırımları bakımından değil, güvenlikten organizasyona değin fazla geniş bir alanda ciddi hazırlık çalışmaları gerektiriyor. Katarlı dostlarımızın bu organizasyonun altından başarıyla kalkacaklarına eminiz. Türkiye’de geçmişte biz de farklı spor etkinliklerine konut sahipliği yaptık. Bu alanda ciddi bir tecrübeye sahibiz. Bu birikimimizi Katarlı kardeşlerimizin istifadesine arzetmek üzere ayrı projelerimiz var. Özellikle emniyet ve altyapı noktasında inşallah Katar Hükümetiyle beraber çalışacağız. Bu önemli spor organizasyonun başarısı için biz de her türlü desteği vereceğiz.”

“Türkiye’nin Katar’daki askeri varlığı, tüm bölgenin istikrarına ve barışına hizmet ediyor”

Erdoğan, Türkiye ile Katar arasındaki askeri, güvenlik ve savunma sanayii alanındaki iki taraflı projelerin, ikili münasebetlerin omurgasını oluşturduğunu açıklama etti.

Türk-Katar Birleşik Ortak Zor Komutanlığının iki ülke arasındaki kardeşlik, dostluk, dayanışma ve samimiyetin timsali olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Üssümüzle ilgili menfi propaganda yayanlar muhakkak temiz kalpli değildir. Türkiye askeri varlığıyla yalnızca kardeş Katar’ın değil, bütün Körfez bölgesinin istikrarına ve barışına hizmet etmektedir. Karışıklık hesapları yapanlar dışarıya hiç kimse, Türkiye’nin ve Türk askerinin Körfez bölgesindeki mevcudiyetinden rahatsız olmamalıdır” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye ve Türk milleti olarak 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonradan Katar’ın ülkemizle sergilediği dayanışmayı asla unutamayız. Bizler de Katarlı kardeşlerimize yönelik haksız kuşatma ve yaptırımların boşa çıkarılması için her türlü çabayı gösterdik, gösteriyoruz. 3 yıldır devam eden krizin bir lahza evvel çözülmesini temenni ediyoruz. Her türlü haksızlığa karşın Katar’ın ablukadan, güçlenerek çıktığını görmekten de büyük bir hoşnutluk duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

“Tüm terör örgütlerine karşısında kararlı bir çaba yürütüyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Suriye politikası ve terörle uğraş harekatlarına yönelik soru üstüne şu değerlendirmede bulundu:

“Türkiye’nin Suriye ile takriben 911 kilometre uzunluğunda sınırı bulunuyor. Suriye’de 2011 yılında başlayan çatışmalardan azami etkilenen ülkelerin başında geliyoruz. 1 milyon insanın hayatını kaybettiği, 12 milyon insanın yerlerinden edildiği bir krize biz bigâne kalamazdık. Suriye kaynaklı saldırılarda şimdiye dek yüzlerce vatandaşımız şehit oldu. Türkiye keza insani ayrıca sosyal hem de bedensel olarak ağır bir ağırlık üstlendi. Hâlihazırda 3,7 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz.

Hiçbir devlet sınırlarının dibinde bir terör örgütünün palazlanmasına müsaade etmez. Biz de gerek DEAŞ gerekse PKK-YPG terör örgütlerine karşısında kararlı bir çaba yürüttük. Fırat Kalkanı Harekatıyla DEAŞ’lı teröristleri Cerablus, Azez ve El Bab’tan çıkardık. DEAŞ’la göğüs göğüse çarpışan ve bu uğurda şehitler veren tek ülkeyiz. Benzer şekilde Zeytin Dalı ve Barışma Pınarı Harekatlarıyla, PKK’nın Suriye uzantısı YPG-PYD terör örgütünü de hudut hattımızdan uzaklaştırdık. DEAŞ ve PKK-YPG’nin işgali aşağıda yer alan 8 bin 300 kilometrekarelik alanı terörden arındırarak, bu toprakları reel sahiplerine teslim ettik. Türkiye’nin ve Hür Suriye Ordusu’nun çabaları doğruca bir dönem terörle, zulümle, baskıyla anılan bölgeler istikrara ve huzura kavuştu. Şimdiye dek bu bölgelere 411 bin Suriyeli mülteci geri döndü.

Türkiye, Suriye topraklarında asla kalıcı değildir. Bizim kimsenin toprağında gözümüz değil. Kriz daimi olarak çözüldüğünde, bizim de Suriye’deki varlığımız sona erecektir. Fakat bu aşamaya dek, meşru müdafaa hakkımız ve Adana Mutabakatı çerçevesinde terörle ve ülkemize yönelik saldırılara karşısında çaba etmeyi sürdüreceğiz. Ne İdlib’in ne de geri kalan Suriye topraklarının ülkemizin güvenliğini tehdit eden bir boyut kazanmasına müsaade etmeyeceğiz.”

“PKK/YPG ile iş birliği yapılması, FETÖ’nün himaye edilmesi ittifak dayanışmasını zehirliyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye-ABD ilişkilerine dair soruyu ise şöyle yanıtladı:
“ABD ile köklü, fazla boyutlu ve stratejik iş birliğimiz mevcut. Ayrı çıkarları olan ülkelerin her konuda aynı düşünmesi, aynı şekilde hareket etmesi uluslararası ilişkilerin tabiatına aykırıdır. Burada başlıca mesele görüntü ayrılıklarına karşın, ikili menfaatler temelinde münasebetleri devam ettirebilmektir. zaman zaman çeşitli meselelerde Amerika ile öbür konumlarda yer alsak da aramızdaki stratejik ortaklığın zedelenmemesine büyük siklet verdik.

Ancak son yıllarda 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin faili FETÖ elebaşının ülkemize iadesi ile Suriye’de PKK-YPG terör örgütünün desteklenmesi konusunda Amerikan yönetimi ile bazı sıkıntılar yaşadık. Sadece ABD de yok bazı NATO müttefiklerinin de terör örgütü PKK/PYD/YPG ile meslek birliğini sürdürmesinin ve FETÖ mensuplarını himaye etmesinin ittifak dayanışmasını zehirlediği ortadadır. Her iki meselede de bir müttefik olarak bizim beklentimiz ülkemizle enerjik bir dayanışmanın sergilenmesiydi; maalesef beklentimiz karşılanmadı. Hatta terör örgütü PKK-YPG Amerikan yönetimindeki bir takım çevreler kadar Suriye’de bir iki taraflı gibi görüldü, desteklendi, himaye edildi. Özellikle eski idare bakiyesi kimi askeri ve emniyet bürokrasisi bu konularda uzlaşmaz bir tavır sergiledi.

öte yandan Sayın Trump’ın göreve gelmesiyle ikili ilişkilerimizde müspet bir hava yakaladık. Keza yöresel konularda hem de ticaretten yatırımlara dek o kadar çok meselede tutumlarımız gitgide artarak daha artı örtüşüyor. Ayrılıklardan ziyade karşılıklı çıkarlarımıza odaklanıyoruz. Sayın Trump’la ikili ticaretimizi 100 milyar dolara tümdengelim hedefi belirledik. Bu hedefi tutturmakta da kararlıyız. NATO dahil her platformda ABD ile terörle çaba, demokrasi, değişkenlik ve çatışmaların sonlandırılması gibi başlıklarda beraber çalışmaya devam edeceğiz.”

“Libya’da meşruiyet kazanacak, darbeciler kaybedecek”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Libya politikasına dair yöneltilen bir soru üzerine, şu açıklamada bulundu:

“Sayın Serrac’ın başkanlığını yürüttüğü Milli Mutabakat Hükümeti, Libya’da uluslararası toplum kadar belli tek yasal yapıdır. Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye ile Libya, deniz yetki alanlarının belirlenmesi ve askeri iş birliği konularında iki mutabakat imzalamıştır. Bu muhtıranın BM göre kayıt edilmesi de attığımız adımın uluslararası hukuk ve oturmuş teamüller açısından hiçbir sorun teşkil etmediğinin bir kanıtı olmuştur.

Yasal hükümetin talebi doğrultusunda, Türk Silahlı Kuvvetleri Libya’da eğitim ve yardım faaliyetleri gerçekleştiriyor. Darbeci Hafter’in ise ne bir meşruiyeti ne de uluslararası tanınırlığı var. Lejyonerler ve yabancı milislerle Libya meşru hükümetine karşı kirli ve kanlı bir savaş yürütüyor. Bu zatın kendisi de zaten paralı askerdir. Lüzum Moskova’daki gerekse Berlin Konferansındaki uzlaşmaz tavrıyla ateşkes ve çözüm gibi niyetinin olmadığını tüm dünyaya göstermiştir. Libya’da meşruiyet kazanacak, darbeciler kaybedecektir. Gelinen noktada, Türkiye’nin girişimleriyle sahada sağlanan sükunet doğruca ortaya bir fırsat çıktı. Ayrıca Libya keza de bölge barışını ve istikrarını koruyacak bu fırsatın heba edilmemesi gerekiyor.”

“Doğu Akdeniz, Türkiye’nin asla geri adım atmayacağı bir meseledir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve Türkiye’nin “Mavi Vatan” yaklaşımı hakkında şunları kaydetti:
“Türkiye, daima Doğu Akdeniz’in zenginliklerinin kıyı ülkelerince hakkaniyetli şekilde paylaşımından yanlamasına olmuştur. Bunu tüm diplomatik girişimlerimizde vurguladık. Fakat öncelikle Yunanistan edinmek üzere Türkiye’nin varlığından rahatsız devletler tek yanlı adımlarla gerginlik çıkarıcı davranış içerisine girdiler. Sömürgeciliğiyle meşhur Fransa’nın Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve hemen de Ermenistan’ı kışkırtan tavrının aşağı Türkiye’nin bölgede etkin rol alması bulunuyor.
Ege ve Akdeniz meselesi Türkiye’nin katiyen geri adım atmayacağı bir meseledir. Türkiye’nin ve KKTC’nin yok sayıldığı, kıyılarına hapsedildiği hiçbir çözümü kabul etmediğimizi bütün platformlarda yüksek sesle dile getirdik, getirmeye devam edeceğiz. Adalet ve menfaatlerimizi daima ve her şartta korumaya, savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.

Doğu Akdeniz’deki kararlılığımızı görenler ve ülkemize içi abes tehditlerle, şantajlarla geri adım attıramayacağını anlayanlar nihayet diyalog çağrılarımıza kulak vermek zorunda kaldı. Ancak biz en başından beri diplomasi kanallarını açık tuttuk. Türkiye Doğu Akdeniz meselesinde gerginliğin düşürülmesinden ve diyalogdan yanlamasına olduğunu sadece söylemleriyle değil eylemleriyle de açık ve net biçimde ortaya koydu. Biz, uluslararası hukuk açısından haklı olmanın rahatlığı içindeyiz. Bu doğrultuda Akdeniz meselesinde bütün adımlarımızı kendi çıkarlarımızı korumak ilk önce almak üzere barışa, huzura hizmet edecek ve Akdeniz ülkelerinin hepsinin çıkarına olacak şekilde kazan-kazan prensibi çerçevesinde atıyoruz.”

“Azerbaycan Ermenistan’ın haydutlukla işgal ettiği topraklarını bir bir geri alıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan’ın Ermenistan kadar işgal edilen topraklarını kurtarmak için verdiği mücadeleye ilişkin, “Ermenistan’ın toplu cinayet gerçekleştirdiği Karabağ ilk olarak olmak üzere Azerbaycan’ın topraklarının bir bölümünü işgali, yaklaşık 30 yıldır devam ediyor. Uluslararası toplumun bu toplu cinayet ve işgallere yıllardır sessiz kalmasından cesaret bulan Ermenistan, mütecaviz adımlarını sivillere yönelik yeni saldırılarla sürdürdü. Azerbaycan da bunun üstüne işgal altındaki topraklarını kurtarmak için harekete geçti ve derhal Ermenistan’ın haydutlukla elde tuttuğu bölgeleri tek tek geri alıyor.

Türkiye bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da ‘tek halk müziği, iki devlet’ düsturu içinde haklı davasında Azerbaycan’ın devletinin, halkının yanındadır. Azerbaycanlı kardeşlerimize desteğimizi tüm imkanlarımızla sürdüreceğiz.

Bu yöresel sorunun çözümü için güya inisiyatif aldığını öne süren devletler, milletlerarası yapılar ne yazık oysa bugüne değin sorunu çözümsüzlüğe mahkûm ettiler. Bu devletlerin ve kurumların tutumu Ermenistan’ın şımarmasına, yeni işgal faaliyetlerine girişmesine neden oldu. Karabağ meselesi Kafkasya’nın son 30 yıldır en manâlı kriz konusudur. Azerbaycan’ın, senelerdir sonuçsuz bırakılan ve Ermenistan’ın gelişen saldırılarıyla katlanılamaz ülkü gelen bu sorunu fiili bir mücadeleyle çözme yoluna gitmesi ayrıca tarihin hem hukukun keza de coğrafyanın gerçeklerinin gereğidir. Bu sorunu daimi bir şekilde çözmek için BM kararlarının uygulanması ve uluslararası hukukun gereğinin yerine getirilmesi gerekiyor.

Türk milletine karşı her fırsatta kavgacı ve düşman tutum sergilemekten geri kalmayan Ermenistan, bölgede barışın, istikrarın, huzurun önündeki en büyük engeldir. Ermenistan’ın son işgal teşebbüsünde aldığı ağır hezimetin ardından türlü tezviratlarla Türkiye’yi de çatışmanın içinde görüş gayretine girmesi, yaşadığı sıkışmışlığın ve çaresizliğin ispatı olmuştur. Ermenistan’ın bu tavrı bile bölgede geniş çaplı bir çatışma alanı oluşturmak istediğinin göstergesidir. Yaşanan son süreç de kimin gerçekte barıştan yanlamasına olduğunu gözler önüne sermiştir. Uluslararası toplumun bu gerçeği görerek, yıllardır uyguladığı çifte standarttan vazgeçmesi ve Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarındaki işgalini sonlandırma yönünde adım atması çağrımı yineliyorum” açıklamasını yaptı.

“Salgınla mücadelede imkanlarımızı ve tecrübelerimizi dostlarımızla paylaştık”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın ve Türkiye’nin Kovid-19 salgınına karşı verdiği mücadeleyi ise şöyle değerlendirdi:
“Koronavirüs salgını, küresel bir sağlık sorunu olmasının yanına bütün dünya için siyasi, idareli ve sosyal boyutları olan bir mesele ayla geldi. Doğudan batıya, kuzeyden güneye sınır tanımadan bütün ülkeleri etkileyen bu salgını, insanlığın maruz kaldığı büyük bir imtihan olarak görüyoruz. Bütün dünyanın kaderinin iki taraflı olduğunu andıran bu imtihanın da her zaman birlikte omuz omuza vererek atlatılabileceğine inanıyoruz. Bu hoşgörüyle Türkiye olarak yalnızca vatandaşlarımızın sağlığını düşünmekle kalmadık, hiçbir fark gözetmeksizin 150’den fazla ülkeye tıbbi araç gereç desteğinde bulunduk. Ülkemizde üretilen yerli solunum cihazları ve maskeler öncelikle edinmek üzere ihtiyaç duyulan kritik sağlık malzemelerini dostlarımızla paylaşmaktan geri durmadık.

Salgın döneminde hem sıhhat altyapısı keza sıhhat sistemi ayrıca de geliştirilen teşhis ve çare protokolleriyle takdir edilen bir farklılık ortaya koyduk. Türkiye, son 18 yılda güçlendirdiğimiz afiyet sistemi, 40 bin yoğun bakım yatağı, 246 bin yatak kapasitesi, 4 bini aşan çare kurumu ve 1 milyon 100 binin üzerindeki afiyet çalışanıyla salgını en sıcacık tedarik eden ülkelerden biri oldu. Bu süreçte hızla yapımı tamamlanan dev sıhhat tesisleri ve ülke genelinde faaliyete geçen 16 büyük kasaba hastanesiyle vatandaşlarımıza hem moral ayrıca de sağlıklarını koruyacağımıza dair teminat verdik. Salgına aleyhinde aldığımız afiyet tedbirlerinin yanında her kesimden vatandaşımızı bu süreçte ekonomik ve sosyal açıdan da güvence altına alan ve dünyaya misal olan uygulamaları hayata geçirdik.

İmkanlarımızla beraber ülkemizin virüsle mücadeledeki tecrübelerini de dostlarımızla paylaştık. Türk bilim insanlarının tanı, çare ve aşı geliştirilmesi yönündeki azimli ve yoğun çalışmaları devam ediyor. Bu kapsamda da 26 Mart 2020 tarihinde kabul ettiğimiz G-20 Bildirgesi ile aşının hızlıca geliştirilmesi için kaynak sağlama taahhüdünde bulunduk. “Koronavirüs Küresel Mukabele” vaat etkinliğinin parçası olarak üzerimize düşeni yerine getirme gayretindeyiz.”

“AK Parti millete hizmet aşkıyla ilk günkü heyecanını koruyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, birçok Arap ve İslam ülkesinin hayranlıkla takip ettiği AK Parti’nin sergilediği yönetim ile Türkiye’ye sağladığı kazanımlara ilişkin soruya da şöyle yanıt verdi:

“AK Parti milletin umudu olarak 2001 yılında kurulmuş ve kuruluşundan yalnızca 15 ay sonra iktidara gelmiş bir partidir. Partimizin kuruluşundan bugüne böylece eksik faninin tanık olabileceği nitelikte başarılarla, reform ve hizmetlerle batmış bir geçmişe sahiptir. Dahası 18 yılı aşan parti tarihimiz ile iktidarımızın her dönemi, yalnızca meslek yapmakla, icraat üretmekle yok, bununla birlikte terörden vesayete farklı güçlere karşısında mücadeleyle geçmiştir. Allah’a hamdolsun bütün bu süreçlerden alnımızın akıyla çıkmayı başardık. Bunun yanına son 18 yılda girdiğimiz bütün seçimlerden zaferle çıktık. 31 Mart 2019 Mahalli İdareler seçimlerinde de AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yine açık ara birinci olduk. Bugün AK Parti 11 milyona yaklaşan üye sayısı, dinamizmi, vizyonu ve millete hizmet aşkıyla ilk günkü heyecanını korumaktadır. Partimizin kadrolarında ve ufkunda herhangi bir atalet ve zayıflama yoktur. Milletle bağımızı güçlü tuttuğumuz sürece de Türkiye’ye daha uzun yıllar hizmet etmeyi sürdüreceğimize inanıyoruz.”

“İİT’nin karşılıklı sorunlarımıza çözüm üretmesi noktasında yoğun mücadele harcadık”

İslam ülkeleri arasındaki ilişkiler ve İslam İşbirliği Teşkilatının fonksiyonu hakkında değerlendirmelerde yer alan Erdoğan, “Ticaretten siyasete, dış politikadan savunma sanayii ve teknolojiye değin derhal her alanda İslam dünyası olarak potansiyelimizin fazla altında rakamlarla karşısında karşıyayız. İslam ülkelerinin dünya ekonomisindeki toplam payı yüzde 10’u dahi bulmuyor. En zengin İslam ülkesi ile en yoksulu arasındaki kazanç farkı 200 kattan daha fazladır. Bugün 350 milyon kardeşimiz aşırı fakirlik şartlarında hayatta kalma mücadelesi veriyor. İnsanlığın bugünkü gelişmişlik seviyesinin temelleri İslam coğrafyasında atılmış olmasına rağmen, Müslümanların günümüzde yaşadığı sıkıntıların sebeplerini iyi düşünmeli, çözümleme etmeli ve çözüm yolları üretmeliyiz. Yalnızca oturup konuşmakla problemler çözülemeyeceğinden, haksızlıkları giderecek mekanizmalara ve iradeye ihtiyacımız olduğu açıktır. İslam İşbirliği Teşkilatı, nüfusları Müslümanlardan oluşan bütün ülkeleri bir araya getiren bir yapı olması nedeniyle, bu konuda elimizdeki en manâlı araçtır. Ola Ki İslam İşbirliği Teşkilatını, tüm kurumları ve faaliyetleriyle, düş ettiğimiz düzeye çıkartabilirsek, daima birlikte sıkıntılarımızın üstesinden gelebileceğimize inanıyorum.

3 yıllık Tepe Dönem Başkanlığımız döneminde İslam İşbirliği Teşkilatı’nın müşterek sorunlarımıza çözüm üretmesi noktasında doğrusu yoğun uğraş harcadık. Özellikle İslam ülkeleri arasındaki ortak ticaret ve yatırım imkanlarının artırılması ile yasal prosedürlerin sebep olduğu engellerin ve tıkanıklıkların aşılması için gayret sarf ettik. Aralarında İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerinin de bulunduğu çoğu ülkeyle, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyleri, Karma Hesaplı Komisyonları ve Yüksek Stratejik Komiteler gibi mekanizmalar tesis ettik. İSEDAK 34’üncü Toplantısında ‘Ticaretin Kolaylaştırılması ve Gümrüklerde Tehlike Yönetimi’, 35’inci Toplantısında ise ‘Yiyecek Güvenliği’ temaları üstüne detaylı oturumlar düzenledik. İstanbul Tahkim Merkezi’nin kuruluş prosedürlerini tamamladık. İslam Ticaret Sanayi ve Tarım Odalarını yeniden yapılandırma sürecinin de kısa sürede başarıyla sonuçlanmasını arzuluyoruz. Tercihli Ticaret Sistemi Anlaşmasının hayata geçmesi de son derece önemlidir. Aldığımız kararları uygulamaya koyduğumuzda, hiçbir komplekse kapılmadan sorunlarımızı konuşup, çözüm yolları ürettiğimiz teşkilatın etkinliğinin de artacağına inanıyorum” ifadelerini kulandı.

“Filistinlilerin haklarını yok sayan bir planın başarı şansı yoktur”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin-İsrail meselesine çözüm bulmak iddiasıyla hazırlanan ve “Yüzyılın Anlaşması” olarak sunulan plana ilişkin de şunları söyledi:
“Bu plan açıklandığında Türkiye olarak en güçlü tepkiyi veren ülkelerden biri olduk. Filistinli kardeşlerimizin onay vermediği bir planı, hangi ambalajla pazarlanırsa pazarlansın bizim kabul etmemiz muhtemel değildir. Filistinlilerin kazanılmış haklarını yok sayan, 1967 sınırları temelinde iki devletli çözümü reddeden, işgal ve ilhak politikalarını meşrulaştıran bir planın galibiyet şansı da zaten yoktur. Nitekim plan açıklandığı andan itibaren ölü doğmuş bir plandır. Böylesi bir planın uygulanma ihtimalini biz görmüyoruz.”

İlker Turak
 

sizlere supermarket.web.tr farkıyla sunulmuştur

What do you think?

Written by admin

Bakan Koca açıkladı! Oran yüzde 50'nin üstüne çıktı

Sağlık Durumu Bakanı Koca: ‘Sağlık ordumuza minnettarlığımızı her yerde açıklama ediyorum’

Bakan Çavuşoğlu, Slovakya Dışişleri Bakanı Korcok ile görüştü

Bakan Çavuşoğlu, Slovakya Dışişleri Bakanı Korcok ile görüştü