in

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan önemli açıklamalar

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı sonrasında kameraların karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İzmir’de yaşanan depremin ardından yaşanan gelişmelere ilişkin konuşurken, bilhassa CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nu eleştirerek, Kılıçdaroğlu’nun sözlerinin kötüleme olduğunun altını çizdi. Hesaplı gelişmeler, korona virüs ve dış politikaya ilişkin de konuşan Erdoğan, özellikle İstanbullulara uyarıda bulundu: “Bilhassa İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımızdan bu konuda daha fazla uyarı, daha artı hassasiyet bekliyorum. Son haftalarda salgının bu şehrimizdeki artışının önüne fakat bu şekilde geçebiliriz” ifadelerini kullandı. 

“İnsanlarımızın canı hiçbir şeyden daha kıymetli değildir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şuana dek, yükselen deniz suyu sebebiyle boğulan bir vatandaşımızla birlikte 110 kişinin ilgi çekici altından cansız bedeni çıkartılmıştır. Yaralılarımızın sayısı bin 27’dir. Bunların 883’ünün tedavisi tamamlanıp taburcu edilirken 5’i ağır, diğerleri yoğum bakımda elde etmek üzere 144’ünün tedavisi sürmektedir. Arama kurtarma çalışmaları ile ilgi çekici aşağıda sağ çıkartılan birey sayısı şuan itibariyle 107’dir. Yıkıntıların altından sağ olarak çıkartılan her insanımız, her evladımız bizi tarifsiz bir sevince boğarken ölü bedenlerin hüznünü de defalarca birlikte yaşıyoruz. Arama kurtarma çalışmalarında enkaz altındaki son kişiye de ulaşana kadar umudumuzu kaybetmeyeceğiz. İlk depremin ardındaki bölgede 44 her birine 4’ün üstünde olmak üzere bin 600’e yakın artçı sarsıntı kaydedilmiştir. Yükselen deniz Seferihisar’ın Sığacık Mahallesini 1 metrelik suyun aşağı bırakmıştır. Bu bölgedeki limanlarda bulunan 43 tekne karaya oturmuş, bunlardan 40’ı kurtarılmıştır” diye konuştu.

Devletin tüm kurumları ile çalışmalarda yer aldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Adalet Bakanlığımızın yakın takibi ile yargı, yıkılan ve ağır hasar görebilen binalarla ilgili soruşturmalara başlamıştır. Alan belediyeleri de İzmir halkına yardım için her türlü gayreti göstermektedir. Milletimizin kara gün dostu Kızılay ile çok sayıda STK, İzmir halkına yardım vermek için gece gündüz sahadadır. Deprem ile ilgili çalışmalar için çeşitli halk kurumlarımızın 8 bin personeli ve bin 200 arabulucu İzmir’de görevlendirilmiştir. Evleri zarar gören ya da evlerine girmek istemeyen depremzedeler için 2 bin 700 çadır resmileşmiş, yeteri dek battaniye ve öteki gereksinim malzemesi gönderilmiştir. Hali hazırda aktif olan 11 bin birey kapasiteli çadır kentlerde 6 bin 700 civarında vatandaşımız barınıyor.

Bu kapasiteyi ihtiyaca kadar istediğimiz değin artırabiliyoruz. Kamuya ait tüm yataklı kurumların imkanları da İzmir halkının istifadesine sunulmuştur. Yıkımın yoğun olduğu Bayraklı’da bin adet birimden oluşan bir konteyner şehir halkı kurmaya bugün itibariyle başladık. Burayı 20 gün içinde kullanıma hazırlanmış ışık halkası getiriyoruz. Mahvolmuş veya yıkılacak durumdaki binalarda yer alan eşyalarını kurtaramayan vatandaşlarımıza 30 bin lira eşya yardımı yapıyoruz, benzer şekilde evlerini taşıyacak mülk sahiplerine 13 bin lira, kiracılara 5 bin lira taşınma yardımı veriyoruz. Kurumlarımıza bu tür hibe çalışmalarında kullanılmak üzere z29 milyon liralık kaynak gönderilmiştir. Gıda ihtiyaçları için her öğünde 233 bin kişiye hizmet verebilecek mobil sistemler, 280 personel ve 40 araçla çalışmalarını sürdürüyor. İzmir depreminde işyeri yıkılan ya da ağır hasar gören, denizin taşması sebebiyle işyeri sular aşağıda kalan esnafımıza TESKOMB vasıtasıyla 50 bin liraya değin hibe desteği verilecektir. Ayrıca, depremden hasar gören esnaf ve sanatkarlarımızın TESKOMB aracılığı ile Halkbank’tan kullandığı kredilerin taksit ödemeleri de dingin olarak 1 sene süreyle ertelendi” biçiminde konuştu.

Yapılan tespitlere tarafından İzmir’de farklı alanlara yönlendirilmiş derecelerde hasarlı ve harap 530’a yakın, Manisa’da ise 16 bina bulunduğunu söyleyen Erdoğan, “En fazla Hasar Bayraklı’dayken onu Bornova, Aliağa ve Seferihisar ilçelerimiz peşine düşüp takip ediyor. Tespiti tamamlanan binalara zarar derecelerine göre gereken işlemler süratle yapılmaktadır. Yer Sarsıntısı konutlarının inşasına 1 ay içinde başlamayı planlıyoruz. TOKİ’nin İzmir’de halen süren 50 bin sosyal konut projesi zarfında 2 bin 584 konutluk, 100 bin sosyal konut projesi kapsamında 3 bin 500 konutluk, yatırım bedeli 2,5 milyar lirayı geçen inşaatları bulunuyor. Bugüne değin İzmir’de TOKİ vasıtasıyla yapılıp teslim edilen ev sayısı da 16 bin 776’dır. Şehirsel değişim projeleri dahilinde İzmir’de 19 bin 474 yapı tespit edilmişti, bunlardan 17 bin 464’ünün yıkımı gerçekleştirilmişti. Yapılan tespitlere tarafından yeteri sayada deprem konutunu da yapı ek edeceğiz. Zelzele bizi beklemiyor. İnşallah kalan tehlikeli binaların yıkımını da en kısa sürede bitireceğiz. Hastanelerimiz ilk olarak olmak üzere tüm ulus binalarında bazı eksik zarar tespitleri dışarıda herhangi bir bezginlik olmadığı görülmüştür.

Yaşadığımız bu son facia bize doğusundan batısına kadar hemencecik her bölgesiyle bir zelzele hattı üzerinde bulunduğunu bir kere daha hatırlatmıştır. Sadece 50 yılda yaşadığımız depremler bile karşımızdaki tehlikenin büyüklüğünü göstermeye yeterlidir. İzmir’den önce Elazığ ve Malatya depremlerini yaşadık, daha evvel Van depremi ile sarsılmıştık, büyük Marmara depreminin yol açtığı felaketin izleri hala hafızalarımızda canlıdır. Biraz daha geriye gittiğimizde Erzincan, Ceyhan, Erzurum, Çaldıran, Lice, Bingöl, Gediz depremlerini görüyoruz. Yerkürenin işleyiş kanunlarının bir neticesi olan depremlerin önüne elbette geçemeyiz fakat yıkım öncesinde ve ardından yapabileceğimiz hazırlıklar vardır. Bu çerçevede şehirsel dönüşüm çalışmalarını hızlandırarak, imar yapı standartlarını yükselterek, denetimleri sıklaştırarak, insanlarımızı bilinçlendirerek, binalarımızı sağlama olmak mecburiyetindeyiz. Bugüne değin tehlikeli inşa olarak belirlediğimiz ve onarım kararı aldığımız 688 bin adet konut ve işyerinden 670 bininin tahliye ve yıkım işlemini tamamladık. Dönüşüm alanlarında yer alan 1 milyon 395 bin bağımsız birimde ikamet eden 5 milyon vatandaşımıza 15,5 milyar lira kaynak kullanarak takviye olduk. Önümüzdeki 5 takvim dönemde acil olarak 1,5 milyon konutun dönüşümünü hedefliyoruz.

TOKİ’nin bugüne dek tamamladığı yapı halinde olan veya projelendirdiği ev toplamı 970 bini bulmuştur. Bu sene 100 bin ev üretimi hedefine ulaştık. Önümüzdeki 100 bin yeni konutun daha üretimine başlamayı planlıyoruz. Hiç kuşkusuz bu sadece devletin konut üretimi ile çözülebilecek bir sorun değildir. Vatandaşlarımızdan kendi oturdukları binaların depreme dayanaklılığı ve gerekiyorsa dönüştürülmesi konusunda daha artı gayret bekliyoruz. Felaketin peşinde yapılacak müdahalelerin ardındaki zinde bir acil şart altyapısı kurmamız gerekiyor. Hamdolsun her iki hususta da manâlı bir yere geldik. Vatandaşlarımızın desteği ile bu çalışmaları hızlandırmak ve bir lahza önce binalarımızı, şehirlerimizi, mahallelerimizi güvenli ışık halkası getirmek zorundayız. İnsanlarımızın canı hiçbir şeyden daha değerli değildir. Tek bir kardeşimizin canının ve malının hasar görmemesi için imkanlar dahilinde yapılabilecek her şeyi çabucak neticelendirmekte kararlıyız” ifadelerini kullandı.

“İzmir milletvekilisin, acaba İzmir’de kaç gün kaldın?”

“Bu süreçte bizi en fazla üzen birliğe, beraberliğe, kardeşliğe, dayanışmaya en fazla ihtiyacımız olduğu şu günlerde yalan ve provokatif haberlerle gündemi zehirlemeye çalışanların ortaya çıkmasıdır” açıklamasında yer alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun sözlerini eleştirdi. Erdoğan, “Kızılay’ın deprem bölgesinde olmadığından bizim İzmir’e geldiğimizde müzikle karşılandığımıza, depremzedelere çadır verilmediğinden sosyal medyadaki provokasyonlara kadar öyle çok yalan tedavüle sürüldü. Kimi siyasi parti yöneticilerinin de bu oyunun içinde yar alması, yalanların ve iftiraların yayılmasına hizmet etmesi, hatta bana kalırsa bunun kaynağı olması çok daha üzüntü vericidir. Daha bu sabahleyin bir evladımızı harabeler altından canlı olarak çıkarmanın sevincini yaşadığımız bir günde enkazların hala kaldırılamadığından şikayetçi olacak kadar cahil, izansız, vicdansız bir birey ile deprem tartışması gerçekleştirmek millete zulümdür. Bir De bu terbiyesizliği geçmişte onbinlerce insanın ölümüyle sonuçlanan depremlerdeki becerisizlikleri, çaresizlikleri, ilgisizlikleri kayıtlı olan bir partinin mensupları yapıyor.

Kızılay’ın çadırından içeriye girip de ‘bir tane Kızılay çadırı görmedim’ diyecek değin yalanla kayıtlı olan başlıca muhalefetin başındaki bu zat maalesef bu yalanlarını bırakmadı hala devam ediyor. Yer Sarsıntısı gibi iki taraflı bir acıyı istismar edenlerin sıfatları ne olursa olsun, insanlıktan nasibini almamış, kalbi kin ve nefretle kararmış mahluklar olduğuna inanıyorum. Böyle bir meseleyi dahi bize kötüleme aracı haline dönüştürmek isteyen bu mahlukları milletimizin vicdanına ve taktirine havale ediyorum. Bu vesile tüm İzmirlilere geçmiş olsun diyorum. İzmir milletvekilisin, acaba İzmir’de kaç gün kaldın? ‘5 gündür hala enteresan kalkmadı’ diyorsun, ne kaldın İzmir’de? Senin oradan çıkmaman gerekirdi. Orada senin bölgeyi dolaşman gerekirdi. Bunu yapmayacaksın ama iftiraya devam edeceksin.

Kızılay’ın orada aktif olmadığını söyleyeceksin. Biz Kızılay’la da, AFAD ile de birçok STK ile de oradaydık. Biz son esas değin da Bay kemal oradan çıkmayacağız. İnanacağız oysa artık bunların aşağıda herhangi bir canlı yok, ondan sonra işimizi bitireceğiz. Az Daha Kabinemizin tamamı oradaydı. Kriz merkezinde ben az kalsın tüm Kabinemle toplantı yaptım. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da oradaydı. Biz toplantıyı da orada yaptık. Çünkü değerlendirmeleri iyi yapmamız gerekiyor. Biz kabile yönetmiyoruz, biz Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetiyoruz. İzmir gibi büyük bir şehirde, böyle büyük bir yıkım oldu, bu felakette biz bütün imkanlarımızla seferber olduk. Bu seferberliğimiz son belli başlı kadar da devam edecek. Temenni ederdim oysa, asıl muhalefetin başındaki bu zat arayıp da ‘bize ne düşer’ bunu sorsun” ifadelerini kullandı.

“İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımızdan daha pozitif dikkat ve hassasiyet bekliyorum”

Korona virüs salgını sebebiyle bir takım hususları kamuoyu ile paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aşı çalışmaları dünyada ve ülkemizde çabucak ilerliyor. Sene ardına kadar yabancı ülkelerde geliştirilen bir veya birden artı aşıyı ülkemizde uygulayabilir ışık halkası getirmeyi planlıyoruz. Kendi geliştirdiğimiz aşıları da bahar ayları ile birlikte vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız. Bu konuda istek ettiğimiz seviyeye gelene dek kurallara riayet ederek kendi kendimizi korumaktan daha etkin bir aracımız yoktur. Bilhassa İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımızdan bu konuda daha artı uyarı, daha pozitif hassasiyet bekliyorum. Son haftalarda salgının bu şehrimizdeki artışının önüne ama bu şekilde geçebiliriz.

Bu çerçevede Türkiye genelinde geçerli olacak şekilde şu hususları kamuoyu ile paylaşmak istiyorum; özel sektör ve kamuda elastik mesai uygulaması teşvik edilecektir, pazar yeri ve market gibi yoğun insan hareketliliğinin olduğu yerdeki denetimler artırılacaktır. Paket servis hariç almak üzere lokanta, restoran, pastane ile berber, kuaför, düğün-nikah salonu, yüzme havuzu, hamam, kaplıca, sauna, internet kafe, halı saha, tiyatro, sinema, konser salonu ve sözde tüm işyerlerinde hizmetler saat 22.00’de sona erecektir. Vatandaşlarımızdan kalabalık ortamlardan kaçınmalarını, konut ziyaretlerini deha zorunlu olmadıkça yapmamalarını rica ediyorum” açıklamasında bulundu.

“İhracatta ise yeni bir rekor daha geldi”

Salgın döneminde hesaplı gelişmelere ilişkin veri veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Hamdolsun şuana değin bu süreci galibiyet ile getirdik. Salgın tedbirleri dolayısıyla faaliyetine ara verdirdiğimiz veya sınırlandırdığımız pek çok alanda normalleşme adımlarını atmıştık. Son kabine toplantımızda okullarımızdaki sınıfların bir kısmında daha eğitim öğretim yüz yüze başlaması kararını kamuoyu ile paylaşmıştık. Bugüne dek fakat uygulamalar sürecin fazla önemli bir sorunla karşılaşılmadan ilerlediğini gösteriyor. Salgının seyrine göre önümüzdeki haftalarda öteki sınıfların durumlarını değerlendireceğiz. Ekonomide yılın ikinci çeyreğini COVID-19 salgının gölgesinde geçirmiş olmamıza rağmen öteki ülkelerle mukayese edildiğinde sınırlı bir daralma yaşadık. Üçüncü çeyreği de aydığımız yerinde kararlarla ve şoklara aleyhinde bağışıklık kazanmış yapımızla hamdolsun güçlü bir toparlanma ile tamamladık.

Üçüncü çeyrekte sanayi üretimiz ve perakende satmak hacmimiz bir önceki çeyreğe göre yüzde 30 arttı. Kapasite başvuru oranı ikinci çeyrekte yüzde 63,5’a, buraya kadar düşerken, bu oran üçüncü çeyrekte yüzde 72,2’ye yükseldi. Hesaplı güven endeksindeki yükselme yüzde 36’yı aştı. İhracatımız bir önceki çeyreğe göre yüzde 34 yükseliş gösterdi. Sağladığımız uygun şartlarla konut satışlarımız üçüncü çeyrekte ikinci çeyreğe tarafından 2 katına çıkarak takriben 537 bin oldu.

Yılın birincil 9 aylık döneminde ise konut satışlarımız 1,2 milyon adede ulaştı. Bir öteki kayda değer gelişle de otomotiv piyasasında yaşandı. Üçüncü çeyrekteki dinç ivme ile yılın ilk 9 ayındaki satışlarımız yarım milyona yaklaştı. Sadece Ekim ayında araba ve hafif ticari araç pazarı yüzde 93 artma ile 94 bin 733’e çıktı. Ekonomik göstergeler Ekim ayı ile birlikte yılın son çeyreğine de zinde başladığımızı muhabere ediyor. Ekim ayında reel kesim güven endekisi bir önceki avuç içi kadar 2,8 puan artarak 108,1 seviyesine yükseldi. Ekonomik güven endeksi de Ekim’de yüzde 4,8 artarak 92,8 seviyesine çıktı. İmalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi de beşinci ayında da eşik bedel olan 50’nin üstünde kalarak 53,9’a yükseldi. İstihdamda görülen belirgin artışın devam etmesi ve Şubat 2018’den beri en yüksek seviyeye ulaşması da epeyce kayda değer bir gelişmedir. İhracatta ise yeni bir rekor daha geldi, Ekim ayı ihracatımız yüzde 5,6 artma ile 17 milyar 333 milyon doları bularak bütün zamanların rekorunu kırdı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 87, 9 olurken, bu rakam altın hariç yüzde 95,3 seviyesinde gerçekleşti.

Pek çok işyeri ihracat taleplerine cevap vermekte zorlanıyor. Bilhassa OSB’lerdeki fabrikalarda üretimi çoğaltmak için yeni ya da ikinci el alet tedariki sıkıntısının çekildiği bir dönemden geçiyoruz. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ihracatlarının çok ciddi oranlarda düştüğü salgın döneminde Türkiye’nin böyle bir yükseliş göstermesi geleceğimiz adına ümit vericidir. Özellikle otomotiv, hazır giyim, kimyevi madde, hububat, mobilya gibi sektörlerimizdeki ihracat artışı, yükselişin kalıcı olduğunu gösteriyor. İhracatımızın lokomotif illeri olan İstanbul, Bursa, Kocaeli, İzmir ve Gaziantep’i tebrik ediyorum. Öteki ülkelere kıyasla seri bir toparlanma sürecine giren ekonomimizin bu eğilimi dördüncü çeyrekte de sürdüreceğine, yılı inşallah artı artış ile tamamlayacağımıza inanıyorum. Sabredip fazla çalıştığımızda önümüzde parlak bir geleceğin olduğunu şimdiden görebiliyoruz” dedi.

“Önüne arkasına bakılmadan hemen Müslümanlar amaç gösteriliyor”

En fazla gürültüyü kendi emniyet ve refahları uğruna bölgeyi ve dünyayı kana, ateşe, acıya boğanların çıkarttığını belirten Erdoğan, bu zihniyetin son 30 yılda Irak’ta 2 milyon, Suriye’de 1 milyon, Bosna’da yüzbinlerce, Afrika, Asya, Latin Amerika’da milyonlarca insanın ölümüne yol açtıklarını söyledi. Erdoğan, “Asırlardır işlettikleri sömürge düzeninin çatırdadığını görüyorlar. Mazlumların ve mağdurların yoldaşı Türkiye’yi kasıt alarak belli başlı sıkıntılarını gizlemenin gayreti içindeler. Türkiye savunduğu ve sembolü olduğu İslam’a ve tarihinden tevarüs ettiği mirasa bağlılığını güçlendirdikçe bu saldırıların ve ithamların dozu artıyor. İslam’a hücum pek bir noktaya geldi fakat, yaşanan en küçük bir hadise ile birlikte önüne arkasına bakılmadan derhal Müslümanlar hedef gösteriliyor. Olur Ya güç taşıyan bir hadisede zanlı Müslümansa derhal olaya ‘terör saldırısı’, zanlı başka inançtan birisi ise ya ‘polisiye vaka’ ya da failin akli dengesi sorgulanarak konunun üzeri örtülüyor.

Dün gece Avusturya’nın başkenti Viyana’da yaşanan kanlı saldırıyı samimiyetle kınadığımı açıkça belirtmek istiyorum Faili her kim olursa olsun bu tarz saldırıların tasvibi asla mümkün değildir. Avusturya halkına geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Avrupa ülkelerinin bir kısmı İslam’ı kendilerine kadar yeniden tanımlama ve biçimlendirme teşebbüsüne girecek kadar sınırları zorlamaktadır. Diğer Taraftan bu teşebbüs yeni de değildir. Geçmişte Arnavutluk Bektaşilerini bambaşka bir inanç grubu olarak duyuru ederek İslam’dan koparmaya çalışmışlardır. Benzer oyunu Avrupa’da yaşayan Alevi vatandaşlarımız için de sahnelemişlerdi. Şimdi Avrupa’da yaşayan ve Müslüman ailelerden gelen bir kısım insanları kullanarak İslam’ı topyekun değişim iddiası ile ortaya çıktılar. Biz bu korkunun altındaki gerçekleri gayet iyi biliyoruz. Bugün dünyada 2 milyar 400 milyon Hristiyan, 1 milyar 900 bin Müslüman, 1 milyar 800 bin de Hindu, Budist, Şinto inançlara mensup insan yaşıyor. Takriben 70 sene önce bu rakamlar 710 milyon Hristiyan, 300 milyon Müslüman, 730 milyon da Hindu, Budist, Şinto inançlarına sahip insan şeklindeydi. Dünyada her inanç grubu muhakkak sayıca artıyor ama İslam’a yönelişte çok büyük bir sıçrama var.

Daha önce yaklaşık olarak hiç Müslüman’ın bulunmadığı Avrupa ülkelerinin bazılarının nüfusu içindeki Müslümanların oranı yüzde 10 buldu. Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya, Amerika’dan Avusturalya’ya geniş bir coğrafyada İslam’ın yayılışının önüne geçilemiyor. Üstelik bu gelişme Müslümanların her alanda ezildiği, horlandığı, geri bırakıldığı, sömürüldüğü, iç çatışmalarla enerjilerinin heba edildiği bir süreçte yaşandı. Bu fotoğrafın üzerine birde 2 bin 200 yılı aşkın Türk devlet tarihini ve onun tesir alanını ilave ettiğinizde ortaya çıkan tablo birileri için katlanma edilemez oluyor. Kuşkusuz Asya’nın, Afrika’nın, Akdeniz’in ve mücavir coğrafyanın alt zenginliklerini, nüfus istatistiklerine göre gücünü, kadim dönemlerden beri aşina stratejik önemini de unutmamak gerekiyor. Dünyanın geleceğinin bir kere daha bu coğrafyada görüldüğü bir süreçte Türkiye kendisi ve dostları için en adil, en ahlaklı, en vicdanlı, en iyi geleceği inşa etmek için çalışıyor. Siyasi ve hesaplı küresel düzenin bitmiş yapılan sancılarının yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin bu kayda değer ve ağırbaşlı duruşu büyük önem taşıyor.

Asırlık düzenlerini bozduğumuz için bize değerinde ödetmeye çalışanlar kendi sırça köşklerinin her lahza başlarına yıkılacağı korkusuyla kontrollerini gitgide artarak daha artı yitiriyorlar. Ülkemize yönelik her ithamın, her tehdidin, her iftiranın gerisinde işte bu hakiki vardır. Medeniyetimizin ve tarihimizin bize yüklediği bu sorumluluktan katiyen kaçmayacağız. Böyle bir mirasın sahibi edinmek ve onu daha ileriye taşımak milletimiz için en büyük şereftir. 83 milyon hep birlikte gerektiğinde alın terimizi, gerektiğinde kanımızı dökmekten çekinmeyerek bu şerefe değer edebilmek için çalışacağız” diye konuştu.

Derya Yetim – Ömer Çetin
 

sizlere supermarket.web.tr farkıyla sunulmuştur

What do you think?

Written by admin

TBMM tatile girdi

TBMM’de yer sarsıntısı komisyonu kuruldu

Bakan Çavuşoğlu'dan düşen uçağa ilişkin tanımlama!

Bakan Çavuşoğlu: ‘Rus misafirimizin ailesine başsağlığı, kazadan kurtarılanlara geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum’