in

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan önemli talimat

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli talimat
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli talimat

İdlib’de yaşanan gelişmeler ve mülteci krizinin yeni boyutlara ulaşması üzerine kapsamlı bir diplomasi trafiği başlattıklarını söyleyen Erdoğan, “Yoğun bir telefon diplomasisinin gerisinde AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov Türkiye’ye geldi. Peşinde İdlib’de geçici ateşkesi karşılamak nedeniyle biz Moskova’ya gittik ve geçici ateşkesi sağladık. Bugün de ayrıca İdlib’deki durumu hem de mülteci meselesini koyulmak için Brüksel’e geldik. Lakin meseleyi sadece bu iki konudan ibaret görmüyoruz. Bu yüzden kapsamlı bir hazırlık yaptık.

Keza NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg hem de AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Türkiye’nin aleyhinde karşıya bulunduğu emniyet tehditlerini ele aldık. NATO ve AB ilişkilerimizi nasıl güçlendirebiliriz diye müzakerelerde bulunduk. Burada ayrıca NATO’nun hem de AB’nin üzerine düşen görevlerin olduğunu muhataplarımıza ilettik. 28 Şubat’ta NATO’yu acele toplantıya çağırdık ve taleplerimizi resmi olarak ilettik. 11 Mart Çarşamba günü yapılacak NATO toplantısından olumlu bir sonuç çıkmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

AB Başkanlarıyla yapılan görüşmede, Türkiye-AB ilişkilerinin geniş bir perspektiften ele alınması gerektiğini ilettiğini kaydeden Erdoğan, “Bu bağlamda 18 Mart 2016 tarihli Türkiye-AB Mutabakatının gözden geçirilerek güncellenmesi, Gümrük Birliğinin güncellenmesi, Schengen konusunun halledilmesi, müzakerelerin canlandırılması ve yeni fasılların açılması, mülteciler için vaat edilen 3+3 toplam 6 milyar avro fonun çabucak aktarılması ve ilave fon temini konuları üzerinde durduk. AB Başkanları 18 Mart Mutabakatı çerçevesinde Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve AB’nin yavaş hareket ettiğini kabul ettiler. Bu süreci hızlandırmak için ortak bir egzersiz yapılacak, teknik ve siyasi ekipler bir yol haritası çıkaracak.

Türkiye tarafında Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu, AB tarafında Yüksek Temsilcisi Josep Borrell bu süreci yürütecek. 26 Mart’taki AB Liderler Zirvesine değin bu çalışmanın ilk ürünlerini vermesini öngörüyoruz. Tabi bunun için AB tarafının çabuk hareket etmesi gerekiyor. AB Başkanları bu yönde bir iradeye sahip. Umarım üye ülkeler de bu sürece yardım verirler. Sıkıntıların temel sebeplerinden biri aramızdaki diyalog kanallarının etkili bir şekilde kullanılmaması. Bu yönde atılacak adımlar süreci hızlandıracaktır. Avrupa’nın büyük fotoğrafı görmesi gerekiyor. Enerjiden terörler mücadeleye, göç ve mülteci krizinden güvenliğe değin her alanda dayanışmaya ve iş birliğine ihtiyacımız var.

Uyum içinde hareket edersek Türkiye de AB de daha enerjik ve tehlikesiz olur. Bu manada İdlib, Suriye ve mülteci krizi bizden daha ziyade AB için bir irade ve önderlik testidir. Bizim İdlib’de büyük bedeller ödeyerek mütareke sağladığımız ve sivilleri koruma altına aldığımız bir dönemde AB de üzerine düşeni yapmalıdır. İdlib ateşkesinin uygulanması ve sığınmacı krizine daimi bir çözüm bulunması herkesin menfaatinedir. Sonuç olarak AB ile yeni bir işlem başlatabiliriz. Bunun için biz böylece çok adım attık. Bundan daha sonra da atmaya devam edeceğiz. AB’nin de bu kararlılığı ve siyasi vizyonu göstermesi halinde mesafe almamız mümkün ışık halkası gelecektir” açıklamasını yaptı.

Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Erdoğan, “Bir Takım AB ülkeleri mülteci çocukların ülkelerine kabulüne ilişkin kararlar aldı. Mesela Almanya, Yunanistan ve Yunan adalarında bulunan 14 yaş altındaki kimsesiz, özellikle de kız çocuklardan bin ila bin 500’ünün ülkelerine kabul edileceğini açıkladı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ilk Önce bu karar ve bilhassa sayı hakkında neler anlatmak isterseniz? Sizce neden yalnızca yetim çocuklar seçiliyor? Bunun arka planında asimilasyon politikası fikri de yatıyor olabilir mi? 2016 yılında takriben 10 bin mülteci çocuğun Almanya’da kaybolduğu ortaya çıkmıştı. Buna aynı bir şart Almanya’daki Türk ve göçmen çocuklarında da yaşanıyor. Bu durum kuşkuları artırıyor. Sizce arkadaki planda diğer niyetler olabilir mi” biçiminde yöneltilen bir soruya şu yanıtı verdi:

“Bu yeni bir konu değil. Maalesef Almanya’da bu yoğun bir şekilde sürekli bir süreç. Fakat acilen bu uygulamanın detayını tamamen bilmiyoruz. Biz cuma günü için sahiden bir adım atacaktık. Gerek Sayın Merkel gerekse Sayın Macron İstanbul’a gelecekti. Hatta Boris Johnson’ın da gelme durumu laf konusu. Tabi şimdi gerçekleşmedi. Çünkü pazar günü Fransa’da yerel seçimler olması hasebiyle önümüzdeki hafta salı günü bu buluşmayı gerçekleştireceğiz ve salı günü İstanbul’da bir araya geleceğiz. Eğer Boris Johnson da gelebilirse bu zirveyi dörtlü, gelmezse üçlü olarak yapacağız. Bu açıklama ettiğiniz konuyu orada da Şansölye

Merkel ile mülâkat şansımız olacak.”

“Türkiye açık kapı politikasına ne değin daha devam edecek? AB ile yapılan anlaşmalarda defalarca bir oyalama, süre kazanma gibi oldu. AB ile yeni bir geri kabul anlaşması imzalanması söz konusu olacak mı? Türkiye sınır kapılarını kapatmak için nasıl bir bedensel adım bakmak istiyor” şeklinde yöneltilen soruya ise Erdoğan, “Temenni ederim ama aynı koşul devam etmez. Biz kendilerine açık açık bunların hepsini bu akşam söyledik. Sayın Charles Michel ve Sayın Ursula von der Leyen ikili olarak beraberdi. Mevlüt Bey’le birlikte dörtlü çalışma yaptık ve bu çalışmayı yaptıktan sonradan da dedik oysa ‘Bakın, 1963’ten bu yana biz Avrupa Birliğinde resmi müracaatını yapmış, kapıda bekleyen bir ülkeyiz. Türkiye’ye bunu reva görürken, Hırvatistan şu lahza dönem başkanı, bakın nereden nereye gelmiş.

Bunlar dönem başkanı oldu, biz derhal defalarca münazara içindeyiz. Böyle bir durumdayız. Bunun sebebi nedir? Türkiye gibi bir ülkeye yaptığınız çifte standart uygulamaktır. Açık ve net bir şey söyleyeyim, eğer gerçekten öbür bir şey düşünüyorsanız bunları da söyleyin. Biz bu akşam aramızda yaptığımız müzakereyi de iyi niyetlilikle taşıyalım ve zaman kaybetmeden bu aradaki diyalogu, zinciri koparan konuları ortadan kaldıralım. Bakın ben Dışişleri Bakanımı görevlendiriyorum. O yanında birkaç uzmanını da olmak suretiyle, bütün bu konularda siz de uzmanlarıyla beraber kimi görevlendiriyorsanız görevlendirin.’ Bunu da Borrell’e söyledim. ‘Bu alıştırma başlasın ve biz bu işten yıl sonuna kadar artık bir netice alalım’ dedik. Onlar da konuya olumlu yaklaştı ve Mart ayının 26’sında bir doruk olacak. Temenni ederim oysa o zirveye dek arkadaşlarımız bir mesafe alırlar ve o zirvede de bu konular masaya yatırılır” dedi.

Bir diğer gazetecinin, “Mülteci konusunda Türkiye’nin tezlerine bugüne değin yakın duran Merkel, ‘Türkiye kendi problemlerini mültecilerin sırtından çözmeye çalışırsa bizden kavrayış bekleyemez’ dedi. Yunanistan Başbakanı Miçotakis de, ‘Eğer Sayın Erdoğan Türkiye-AB ilişkilerinin her yerde gözden geçirilmesini istiyorsa sınıra topladığı çaresizleri geri çeksin ve tutukladığımız mültecileri kabul etsin’ dedi. Bu iki açıklamaya yorumunuz ne olur? üstelik sizin Yunanistan’a kapıları açma çağrınız olmuştu. Bu konuda ne ek etmek istersiniz” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Emrindeki Merkel bunu hangi anlamda söyledi, ne şartlarda söyledi bunu bilmiyorum. Ama bizimle böyle bir görüşmeyi kabul ettiğine kadar herhalde bunun aşağı bambaşka bazı fikirler olsa lüzum. Salı günü bir araya geldiğimizde bu konuyu kendisiyle konuşuruz. Burada ne aramak istemiş bunu kendisine sorarız.

Yunanistan’a gelince. bir defa Yunanistan önce uluslararası hukuku bilmiyor. Bu konularda Sayın Miçotakis maalesef çok geri kalmış bir konumda. Kendisinin önce uluslararası hukuku öğrenmesi lazım. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni bir okuması gerekli. Hudut hattında takındıkları tavrın bir ceza olduğunu bilmeleri lüzumlu. Bunların sınırda öldürdükleri 4-5 tane mülteci var. Bunların hesabını soracağız. Bunu orada bırakmayacağız. Aynı şekilde o anadan doğma soydukları insanları, bütün o resimleriyle, bu seneki Birleşik Milletler Genel Komite Toplantısında bunların gözlerinin önüne sereceğiz.

Derhal bunlar yetmezmiş gibi bütün sınırlarını keskin tellerle çeviriyorlar. Lakin emrindeki bizim artık bu kapıları kapatma gibi bir düşüncemiz değil. Yunanistan’a teklifimdir; kapılarını açsın. Bu ırk Yunanistan’da kalıcı değil. Yunanistan’dan Avrupa’nın diğer ülkelerine geçip gitsinler. Sen geçip gitsin diyemiyorsun, ondan sonradan faturayı Türkiye’ye kesiyorsun. Biz adaletli, insancıl paylaşım diyoruz. Siz bütün yükü Türkiye’ye yıkmaya gelince yıkıyorsunuz ama desteğe gelince yardım vermeyeceksiniz! Kusura bakmayın. Ama Avrupa Birliği bize vaat ettiği bu şartları yerine getirirse biz de gereğini ast gerçekleştiririz. Nedir bu? 2 ona 2 bize, 1 ona 1 bize. Adil, insani paylaşım dedik. Bunları yaparız. Fakat bunlar mesela bu vize olayında Latin Amerika ülkelerine bile kalkıyorlar her şeyi veriyorlar; Balkanlara veriyorlar, Ukrayna’ya veriyorlar ancak Türkiye gibi bir ülkeye maalesef vize uygulamasını hala kaldırmıyorlar” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Suriye’deki son duruma ilişkin Esed rejiminin ateşkesi ihlal ettiği yolunda haberler var. Türkiye’nin de bu konudaki tavrı net. Bundan daha sonra sahadaki duruma paralel olarak ne gibi caydırıcı unsurlar kullanılacak? Keza bir Patriot bataryasının Türkiye’de konuşlandırılması bugünkü görüşmede gündeme geldi mi” sorusuna karşılık, şunları kaydetti:

“İspanyolların bizde yer alan Patriot’ları şimdi NATO’nun bizim için görevlendirdiği pakettir. Bu gündeme geldi. Fakat ek bir paket konusu gündeme gelmedi. S-400 konusunda da Stoltenberg’in kanaati bellidir; ‘Üyelerimizin kendi tercihidir. Biz onlara niye onu, niye şunu gibi bir seçim baskısı yapmayız, yapamayız.’ Fakat Patriot konusunda da bildiğiniz gibi biz Amerika’ya şu teklifi de yaptık; ‘Eğer verecekseniz siz de bize Patriot verin. Biz sizden de Patriot alırız.’ Fakat S-400 konusunda yan onlar da epeyce yumuşadılar, ‘S-400’leri devreye almayacağınıza dair bize söz verin’ noktasına geldiler.

Tabi şu anda İdlib’de Pantsir’ler var. Libya’da da var. İdlib’de biz 8 Pantsir’i SİHA’larla değil ettik. Bunlar yan fiyatları da fazla yüklü ve önemli hava savunma sistemleri.

Şu an geçici bir ateşkes de olsa işlem iyi gidiyor, 4 günü doldurduk. Beklentim odur ki bu şekilde devam eder ve bu daimi bir ateşkese de dönüşür.

bu arada emrindeki biz İdlib’in kuzeyinde briket barakalar konusunda çalışmalarımızı hızla devam ettiriyoruz. Sınırımızdan 25-30 kilometre derinlikte oralarda tehlikesiz bölge meydana getirmek suretiyle briket barakaları yapıyoruz. Şu lahza bin 500 dek yapıldı. Bunlarla beraber İdlib’deki insanları buralara peyderpey yerleştireceğiz. Bu barakaların zeminine tahta döşüyoruz ve konforunu artırmaya çaba gösteriyoruz. Alt aynı zamanda ateşkesin gerisinde güneyden kuzeye İdlib’e yavaş yavaş dönüşler de başladı.”

“Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde tehlikesiz alan içinde yerleşim yerleri oluşturulması ve mültecilerin yerleştirilmesi önerisine AB ve ABD’den takviye verilecek mi? Daha önce ellerini taşın altına koymamakla eleştirmiştiniz bu yeni süreçte koşul değişti mi” sorusuna Erdoğan, “Tehlikesiz alan farklı. Lüzum Obama ile gerekse Trump ile yaptığımız görüşmelerin neticesindeki güvenli bölge. Bunu Obama yerine getirmedi lakin Trump bunu fazla dillendirdi. Dillendirmesine rağmen Trump da bununla ilgili adımı maalesef atmadı, atamadı. Hatta daha sonra daha ileri gitti ve dedi ancak ben askerimi çekeceğim. Bir hareketlenme oldu ama o da yürümedi. En son geçen hafta yaptığımız görüşmede ‘Ben artık burada askerimi tutmayacağım, ben burada büyük harcamalar yerine getirmek istemiyorum ve askerimi çekeceğim’ dedi. Şimdi biz bekliyoruz. Bize verdiği son mesaj bu şekilde. Yan bizim için şurası çok kayda değer; Kamışlı petrol rezervlerinin olduğu bir yer.

Petrol rezervinin olduğu öteki yer Deyrizor. Burada teröristler kaynağı sömürüyor. Buranın üstünde Amerika’nın da planı var. Kamışlı üzerinde de Putin’in bir planı var. Ben Sayın Putin’e şu teklifi yaptım; ‘Buradan elde edilen petroller yardımıyla, biz işin müteahhitlik tarafını yaparız, eğer parasal noktada destek verirseniz, gelin bu harap olan Suriye’yi ayağa kaldıralım.’ Putin de ‘Olabilir’ dedi. Eğer burada böyle bir adım atılabilirse hatta benzer teklifi Trump’a da yapabilirim. Buradan bu teröristler nemalanacağına -çünkü zaten aldıkları, çıkardıkları petrol bitmiş petrol yok, yani kalite yok lakin alınır ve işlenir ülkü gelirse- buralardan gelecek imkanla Suriye’yi her tarafta imar etme şansımız doğar. Bu da Suriye’nin birliğine, bütünlüğüne kimin sahip çıkma, kimin el atama isteği içinde olduğunu ortaya çıkarır” cevabını verdi.

Bir diğer gazetecinin, “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçen gün Bahar Kalkanı Harekatı’nın devam ettiği günlerde Türk Silahlı Kuvvetlerini gaye alarak şöyle şeyler söylemişti: ‘İlk kez 20 Temmuz sivil darbesinden daha sonra ordunun emir ve komuta zinciri yoktur arkadaşlar. Genelkurmay Başkanının hiçbir yetkisi yoktur. Hiçbir Şiddet Komutanı, Genelkurmay Başkanına bağlı değildir. Yaşanan perişanlık, devlet aklının kaybolma perişanlığıdır.’ Bir iki hafta önce de ‘Hakimler ve Savcılar alçak kurulu’ diye bir ifadesi oldu. Bu sözlerle ilgili bir değerlendirmeniz olur mu” sorusuna karşılık, “Bay Kemal bir kere ne Ulusal Savunma Bakanlığımızı tanıyor ne TSK’yı tanıyor. Buralardan cahil kalmış birisi. bir kere TSK’nın yapısı bellidir.

2014 itibarıyla Avrupa Birliği çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin Milli Savunma Bakanlığına bağlanma süreci vardır. Tabi bu yerine getirilmemiştir. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Ulusal Savunma Bakanlığı mevcut şekle dönüştükten sonra da TSK Ulusal Savunma Bakanlığımıza bağlanmıştır ve hemen da faaliyetlerini bu şekilde yürütmektedir. Zor Komutanları ise Genelkurmay Başkanımıza bağlıdır. Herhangi bir değiştirme laf konusu değildir ve Genelkurmay Başkanımız benzer temsilcilik kabiliyetine sahiptir.

Gerektiğinde ABD Genelkurmay Başkanı ile de Rusya Genelkurmay Başkanı ile de mülâkat yapmaktadır. Yine katılması zorunlu olan uluslararası toplantılara -örneğin NATO toplantıları- o katılmaktadır. Bu adam bunların hiçbirini peşine düşüp takip etmiyor. Nerede, ne oluyor, ne bitiyor, kim, nerede haberi değil; çünkü derdi başka. Bütün derdi, acaba biz ülkenin kurumsal yapılarıyla nasıl oynarız, bunları nasıl yıpratırız! Bunu lüzum parlamentodaki çalışmalarda gerek bakanlarımıza olan saldırılarda görüyoruz.

Düşünün; bu ülkenin bakanının parlamentoya girmesini engelleme gayretlerine varıncaya kadar edep dışı hareketler yapıyor. Niçin geliyor o bakanlar oraya? Parlamentoyu bilgilendirmek için geliyor. Parlamentoyu bilgilendirmek için gelen bakanlara ‘Niçin geldi bunlar’ diyecek değin ileri gidiyor. Bu kadar hadsizlik olabilir mi? sonra Meclis Başkanımızın bitmiş daveti ile arkadaşlarımız içeri giriyor. Bunlar Türkiye Cumhuriyetinin parlamento tarihinde olan şeyler yok. Neymiş, milletvekili değilmiş. Delege değiller ama ülkenin bakanı ve parlamentonun, Meclis Başkanının daveti üzerine geliyorlar. Mevcut gelişmeler nedeniyle parlamentoyu bilgilendirmek için buraya geliyorlar. Bu işin bir boyutu.

İkinci boyutu ise HSK’ya yaptığı yakıştırma. Sen bu tür yakıştırmaları yaparsan, emrindeki HSK da adalet da seninle ilgili olarak zorunlu neyse o muameleyi yapacaktır. Bana tarafından geç bile kalıyorlar. Anayasanın başat maddesine göre, bırakın hakareti ima bile edemezsin. Bunlar imanın tersine geçip hakaret ediyorlar. Söylenmesi gereken çok şey var lakin bu zatı fazla da muhatap elde etmek istemiyorum” değerlendirmesini yaptı.

“Türkiye dışarıda çok büyük mücadele verirken, içeride siyasette tansiyon fazla yüksek. Böyle bir ortamda tansiyonun yükseltilmesinde niyet görüyor musunuz” biçiminde yöneltilen bir soruya Erdoğan, “Bize bazı haberler geliyor; Bay Kemal tansiyonu devirmek istiyor diye. Böyle bir şeyin farkına vardıysa, o tansiyonu düşürebilir, niçin düşürmüyor? Tansiyon zaten durup dururken fırlamaz. Durum bu değin kolay” cevabını verirken, “Tansiyonun düşmesi için sizden bir talebi olursa değerlendirir misiniz” sorusuna ise, “Ben zaten görevimi yapıyorum. Cumhurbaşkanının atması gereken adım, ülkede barışın başat olduğu bir sürecin işlemesini sağlamaya yönelik adımdır. Ama karşımızda milletin evini hiçe sayan, milletin evini milletin evi olarak görmeyen, hala orayla uğraşan, hala her konuşmasında emin oraya bir şeyler çakan bir insan var” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir gazetecinin, “Kılıçdaroğlu sadece germiyor, gerçekleri de çarpıtıyor. Özellikle milli meselelerde bunu yapıyor. Mesela en basitinden Mustafa Kemal Atatürk’ü alabildiğine kullanıyor. Benim bildiğim kadarıyla Atatürk’ün Cemal Paşa’ya yazdığı mektuplar var. ‘Anadolu’nun savunması Afganistan’da başlar’ der. Buna karşın farklı şeyler söylüyor. Siz geçtiğimiz günlerde bir 5. kol faaliyetinden bahsettiniz. Bu faaliyetin neresinde CHP ve kim göre yönlendiriliyor bu etkinlik” şeklinde yönelttiği soruya karşılık şunları söyledi:

“Zorunlu şartların tahakkuk etmesi halinde devlet kuşkusuz savaş kararını alır. Atatürk’ün yaptığı da odur. Bu ise cümleyi bir yerinden alıyor ve kesiyor, Atatürk’ün böyle bir savaşa girmeme noktasındaki tavrından bahsediyor. O zaman Atatürk’ün Çanakkale’de ne işi vardı, Kocatepe’de ne işi vardı, Trablusgarp’ta ne işi vardı? Trablusgarp’ta gözünden yaralandı. Burada belirlenmiş bir inanç onu oraya sevk etti, Libya’ya gitti, Trablusgarp’ta o mücadeleyi verdi ve bir gözünden yaralandı. Böyle bir mücadeleyi yaşayan bir komutan var. Sen kalkıp Atatürk böyle bir şeyle savaşa girmezdi diyorsun. Biraz çalışması gerekli, derslerini okumuyor. Bu 5. kol faaliyetleri bunun devamı olarak gidiveriyor.”

“Koronavirüs AB’yi etkiledi, İtalya’da şehirlerarası geçişler yasaklandı. Şu lahza en güvenilir ülkelerden biri Türkiye gözüküyor. Sağlık Durumu yatırımlarının bunda etkisi nedir? Keza turizmde bir yükselme bekleniyor mu” sorusuna Erdoğan, “Bugün itibarıyla koronovirüsle ilgili dünya genelinde toplam olgu sayısı 114 bin 456’ya, ölü sayısı da 4 bin 27 ulaşmış durumda. Dolayısıyla küresel bir salgından, küresel bir halk sağlığı sorunundan bahsediyoruz. Hamdolsun ülkemizde şu ana değin saptama edilen bir koronavirüs vakası bulunmuyor.

Salgın belirginleştiği andan itibaren erken bir dönemde hiç hemencecik tüm tedbirlerimizi istikrarlı bir şekilde uygulamaya koyduk. Şu lahza 114 ülkede görülen bu salgının Türkiye’de görülmemiş olması, aldığımız önlemlerin ne değin yerinde olduğunu ortaya koyuyor. Öncelikle Sıhhat Bakanlığımız edinmek üzere bütün kurumlarımızla belirlediğimiz önlemleri uygulamaya hassasiyetle ve sıkı bir şekilde devam edeceğiz. Ast bu noktada alınacak bireysel tedbirler de çok büyük tartma arz ediyor.

Koronavirüse karşın daha alçak yapı ve ön hazırlıklarımızı iyi yaptık. Sağlık tesislerimiz zaten bu konuda tartışılmaz. Bununla ilgili de ön hazırlıklarımız var. Koronavirüse yönelik tüm malzemelerin ikmalinde iyiyiz. Bu malzemelerin üretimini de ülkemizde yapar hale geldik. Fakat maalesef ahlaksızlar da değil değil. Onlar da bunu fırsata dönüştürmek suretiyle bakıyorsunuz ihracatta olsun, iç piyasada olsun, yüksek fiyatlarla bunları satmaya çalışıyorlar. Bu konuda İçişleri Bakanlığımızın maskelerle ilgili belli tedbirleri var. Aynı şekilde Ticaret Bakanlığımızın aldığı tedbirler var. Tüm hepsinden öte sıhhat tesislerimizin bu noktadaki çalışmaları ileri derecede. Şehir Halkı hastanelerimiz, devlet hastanelerimiz, eğitim araştırma hastanelerimiz, hepsinde derhal müdahale edecek şekilde bu işlerin önlemi alınıyor.

Turizm noktasında da Kültür ve Turizm Bakanımız bu noktada uluslararası zemini de iyi okuyan bir arkadaşımız. Temmuz’a değin gelişmeler fazla manâlı. Haziran, Temmuz inşallah bu konuda toparlanma ayı olur ve çabucak yükseliriz. Çünkü altyapımız buna çok müsait” yanıtını verirken, “Koronavirüs küresel bir hesaplı krize de sebebiyet veriyor. Petrol fiyatları da rekor seviyede düştü. Bu bağlamda petrol fiyatlarının düşmesini Rusya/Suudi Arabistan çekişmesi zarfında nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye hesaplı anlamda bu krizden nasıl etkilenir, benzin fiyatları Türkiye’de düşer mi?” biçiminde yöneltilen bir diğer soruya ise, “Brent petrolün varil fiyatında yüzde 30’a varan düşüşle 31 dolar seviyesine gerileme görüldü. Bu koşul OPEC ülkeleri için özellikle öbür bir afet. Bizim için bir boyutu ile çok olumlu bir koşul.

Cari açığımıza olumlu etki yapan bir gelişme. Bu bir resesyon olabilir mi? Temenni ederiz ancak olmaz. Çünkü lüzum Define ve Maliye Bakanlığımız gerek Ticaret Bakanlığımız bu konuda tüm tedbirlerini almış vaziyette. Bu gelişme şimdi olumlu istikamette bu süreci yöneticilik ettiğimizi gösteriyor. Zaten faizlerdeki düşüşle de farklı bir istikamette iş yürüyor. Bunun neticesinde yatırımlarda bir hareketlenme var. Bu hareketlenme istihdamda da hareketlenmeyi meydana getirmiş durumda. Bunlar bizim için büyük ağırlık arz ediyor. Buradan bir müjdeyi de duyurayım. Bu geceden itibaren benzinde 60 kuruş, motorinde 55 kuruş indirimi uygulamaya alacağız” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rus medyasının sizin Putin’i beklerken olduğu iddia edilen bazı görüntülerinizi yayınlamasına ne diyorsunuz? Türk-Rus ilişkilerine hasar veriyor mu Rus medyası” sorusuna karşılık ise şunları söyledi:

“Her ülkenin medyasında maalesef bu cins fevri örnekler yer alabiliyor. Ancak Türkiye ve Rusya ilişkileri bu tür medyatik manipülasyonlara kurban edilemez. Arkadaşlarımız konuyla ilgili tüm muhataplarıyla görüştüler. Herhangi bir kastın şüphesiz laf konusu olmadığını, kendilerinin de bu tutumdan ciddi manada rahatsız olduklarını açıklama ettiler. Rutin bir sürecin bile birilerince manipüle edilerek farklı noktalara çekilmeye çalışılması buradaki fena niyeti gösteriyor sahiden. Nitekim bizim medyaya gösterme vereceğimiz Putin’in alıştırma ofisi bir uçta, biz ise öbür uçtan geliyoruz. O bu uçtan çıkana kadar, biz de bulunduğumuz yerden çıkana dek randevulaşma noktası gibi orta noktada buluşuyoruz. Bazıları da buradan art niyetli çıkarımlar yapmaya çalışıyorlar. Sayın Putin bizi arabaya değin uğurladı. Bağlı gaye fena olunca bunu yazmıyorlar, göstermiyorlar.”

Batuhan Yaşar

sizlere supermarket.web.tr farkıyla sunulmuştur

What do you think?

Written by admin

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Moldova Büyükelçisini kabul etti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Moldova Büyükelçisini kabul etti

Devlet Bahçeli: “CHP ile İP, HDP göre tutsak alınmıştır”

Devlet Bahçeli’den manâlı açıklamalar