in

Hazinedar: Beni FETÖ’cü ilan etmeye çalıştıkları mezkur video kaydı montajdır

Hazinedar: Beni FETÖ’cü ilan etmeye çalıştıkları mezkur video kaydı montajdır
Hazinedar: Beni FETÖ’cü ilan etmeye çalıştıkları mezkur video kaydı montajdır

Beşiktaş Belediye Başkanı Av. Murat Hazinedar, 15 Temmuz Darbe Girişimi’yle ilgili TBMM Araştırma Komisyonu’na bilgi verdi. Hazinedar, Darbe Araştırma Komisyonu’nun sorularına 14 sayfalık cevap gönderdi.
Açıklamada, Veznedar belediye başkanı seçildiği yıl 02.07. 2014 tarihinde bölgesinde düzenlenen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın iftarına tamamen belediye başkanlığı görevinin gerektirdiği nezaket dâhilinde icabet ettiğini, orada ayrıntılarıyla programında yer almamasına karşın söylev yapmasını rica ettiklerini ve irticalen yaptığı konuşmada cemaati sert sözlerle eleştirdiği ve kendilerinden öz eleştiri yapmalarını istediğini fakat buna karşın konuşmasının “kes-yapıştır” biçiminde montaj yapılarak, yarı cemaati öven mimvalde bir konuşma yaptığı biçiminde Âlem Haber Ajansı kadar basına servis edildiğini, videonun tamamının tüm ısrarlarına karşın kendilerine verilmediğini söyleyen Veznedar, devlete ait kurumlarca yapılan araştırma sonucu olayın kurulum olduğunun saptama edildiğini belirtti.

Başkan Hazinedar, bugüne dek ne FETÖ denilen örgüt ne de bir diğer hiçbir cemaatle toz kadar ilişkinin olmadığını ve bütün bu iddiaların kendisine yapılan asalet suikastinden öteye geçemeyeceğine vurgu yaptı.
Hazinedar’ın komisyona ilettiği cevap yazısında, “15 Temmuz darbe girişimi, demokrasiye, ahali tarafından seçilmiş hükümete ve halka karşısında üretilmiş hain bir kalkışma olarak Cumhuriyet tarihimize geçmiş kara bir lekedir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Sayın Başbakan’ın demokrasiyi korumaya dair çağrısı üzerine milletimizin meydanlarda demokrasiye bizâtihi sahip çıkması, başta Sayın Genelkurmay Başkanı elde etmek üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin darbe girişimine aleyhinde koyması ve mensubu olduğum Cumhuriyet Ahali Partisi’nin Sayın Genel Başkanı da dâhil edinmek üzere tüm siyasi partilerin genel başkanları ve özellikle milletimizin darbe girişimine karşı canlarını ortaya koyan topyekûn ve mucizevi karşısında duruşları ile darbe girişimi akim bırakılmıştır. Ilk Olarak bu darbe girişimini önlemek için canlarını feda eden ve şehit olan bütün vatandaşlarımıza, polis ve askerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Önceki ismiyle “Fethullah Güler Yüzlü Cemaati”, şimdiki ismiyle FETÖ terör örgütünün, Türkiye’mizin yaşadığı bu acı tecrübenin faili olarak ortaya çıkmış olması sebebiyle, bu yapının dinî bir cemaat kisvesine bürünüp, kendi karışık örgüt yapısını kurması ve devlet kademelerine sızıp, en nihayetinde Devletimize yönelik darbe kalkışmasında bulunmaya cüret etmesi süreci; adlî ve idarî makamlar, kamuoyu, basın ve siyasetçiler nezdinde araştırma ve ağız dalaşı konusu olmuştur. 2 Kanımca; Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve sosyal demokrat kimliğimle ve büyük dedemden bu yana Cumhuriyet Irk Partili bir ailenin ferdi olarak, hayatımın hiçbir döneminde herhangi cemaatle, tarikatle ya da bunların liderleriyle ilişkim olmadığı gibi, bu yapıların iç yüzü, işleyişleri ve iç hiyerarşileri hakkında da hiçbir mâlumata sahip değilim” dedi .

Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Veznedar komisyona gönderdiği cevap yazısında, “Komisyonunuzca kamuoyuna yansıdığı iddia edilen tavır, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın (GYV) 02.07.2014’te Beşiktaş Four Seasons Hotel’de düzenlediği “Evrensel Barışa Içten 20. Sene” isimli iftar yemeğinde “Beşiktaş Belediye Başkanı” olarak yaptığım konuşmadır. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nca gerçekleştirilen mezkur programın yapıldığı Four Seasons Otel, devir yaptığım ilçenin hudutları içerisinde olduğundan, Belediye Başkanı sıfatıyla eğlence edildiğim o geceye, 02.07.2014 tarihi itibariyle devlet kadar faaliyet göstermesine izin verilen yasal bir vakıf olması, dahası Bakanlar Kurulu’nun 08.08.2011 tarihli 2011/2118 sayılı kararına istinaden “ulus yararına çalışan vakıf” statüsüne alınmak suretiyle “ödenti muafiyeti sağlanmış bir vakıf” durumunda olması (ILAVE-2) hasebiyle, vakfın terör örgütü bağlantılarından bîhaber şekilde, en ince ayrıntısına kadar belediye başkanlığı görevimin gerektirdiği edep zarfında katıldım. Bu cihetle protokol olarak usulen eğlence edilmiş belediye başkanı olarak bir vakfın iftar yemeğine bulunma, “vakfın faaliyetlerine iştirak etmek” olarak nitelendirilecekse, sözün bittiği yere gelinmiş demektir.GYV’nin iftar yemeğine, vakfın terör örgütü bağlantılarından bîhaber şekilde icabet etmiş olmam, “vakfın faaliyetlerine iştirak etmek” olarak addedilemez. Kaldı ki bir dipnot olarak belirtmeliyiz ki, mezkur vakfın FETÖ terör örgütü ile bağlantıları ve bu örgütün Devletimizin ve milletimizin varlığına ve birliğine silah sıkabilecek kadar câni bir terör örgütü olduğu, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra anlaşılmış olmakla, GYV’nin kapatılmasına 23.07.2016 tarihinde 667 sayılı KHK ile karar verilmiştir. Komisyonunuzun şahsıma yönelttiği sorular aralarında yer alan bir diğer iddia, “FETÖ hakkında uzun bir konuşmayla methedici ifadelerde bulunduğunuz konuşmanızda…” şeklindeki ifadesiyle yer bulmuştur. FETÖ veya FETÖ’ye mensup hiçbir kişi ya da kurum hakkında hiçbir şekilde “methedici” ifadeler katiyen kullanmadım. İftar yemeğinin verildiği ilçenin belediye başkanı olduğumdan dolayı söylev yapmam istendi ve kürsüye gösteri edildim. “Belediye başkanlığı görevimin gerektirdiği nezakete tutarsız düşmemek için” konuşma davetine icabet etmek zorunda kaldım ve “irticalen” bir konuşma yaptım. Video kaydının çekimini yapan Âlem Haber Ajansı’nın, konuşmamın video kaydını yaptıktan sonra montajını da yapıp, konuşmamı tahrif ederek “FETÖ terör kayıtların bütünü montajlıdır” dedi.

Ordu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurucusu ve ilk başkanının ve Cumhuriyet Halk Müziği Fırkası’nın Ordu’daki kurucusu ve birincil başkanının torunu, bir öteki ifadeyle Cumhuriyet Halk Müziği Partili bir ailenin çocuğu olarak hayatım baştan başa hiçbir cemaatle ya da tarikatle ilk elden veya dolaylı herhangi bir iltisakım asla olmadı. Yüce Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Muallimler, Cumhuriyet sizden fikri serbest, vicdanı bağımsızlık nesiller ister” cümlesini, eğitim faaliyetlerine verdiğim desteklerde kendime düstur edinmiş Cumhuriyetçi bir siyasetçi olarak hiçbir cemaatin ya da tarikatın yetiştirme faaliyetlerine yardım verdiğim düşünülemez. FETÖ’nün “Fethullah Güler Yüzlü Cemaati” ismiyle bilindiği dönemlerde zeka bu yapıya hiçbir yardımım olmadığı gibi, 17 Aralık sonrasında da “Paralel Devlet Yapılanması” olarak nitelenen bu örgüte herhangi bir desteğim -ne kanımca ne de yürüttüğüm ulus görevi nedeniyle işgal ettiğim koltuğun sunduğu imkanlarla- katiyen olmadı. FETÖ’nün; sahte delil ve belgeleri, medya ayağını ve nihayetinde hukuk sistemini oradaki uzantıları üzerinden cihaz etmek suretiyle kurduğu kumpaslara dair simge isimlerden biri olan Türkan Saylan’a, hastalığının son döneminde yapılan polis ve adliyenin cihaz edildiği operasyonlar hepimizin hafızalarında hâlâ capcanlıdır. Ölümünün ardından Beşiktaş Belediyesi olarak kendi ismini verdiğimiz “Türkan Saylan Anaokulu ve Gündüz Bakımevi”mizin açılışında, 15 Temmuz darbe girişiminden aylar önce yaptığım 07.09.2015 tarihli konuşmamda, FETÖ’nün kumpaslarına ve devlet kurumlarını tasarı etmesine dair net tavrımı ve düşüncelerimi her platformda her kesimle paylaştığım gerçeği ortadadır. Bu konuşmada sarf ettiğim “Eğitim ve siyaseti şekillendirmeye çalışan cemaat kurumlarına aleyhinde önemli bir simgedir ÇYDD(Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği).” şeklindeki sözüm, bugün bana atılan iftiralara yönelik sarih bir cevap teşkil etmektedir. Dolayısıyla, “FETÖ’nün çocukların yetişmesine katkıda bulunduğunu” ifade ettiğimi düşünenler şunu bilmelidir ancak; Cumhuriyetçi, Atatürkçü, sosyal halkçı ve özgürlükçü bir şahsiyet olarak ben, FETÖ’nün kurduğu kumpaslara ve eğitim ile siyaseti tasarı etme çabalarına 17 Aralık ya da 15 Temmuz öncesinde de sonrasında da ayırt etmeden karşısında durmuş bir siyasetçiyim. FETÖ’nün kurduğu kumpaslarla Balyoz ve Ergenekon davalarında sahte kanıt ve belgelerle mağdur edilmiş birçok siyasetçi ve gazetecinin mahkemelerdeki duruşmalarını kişisel olarak takip etmiş ve cezaevinde yatan Silivri mahkumlarını (Mustafa Balbay, Tuncay 9 Özkan, Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu vs.) sayısız defa ziyaret etmiş bir siyasetçiyim. 04.08.2016 tarihinde “bütün olarak” resmi ziyaret sebebiyle “Dusseldorf üzerinden” Herne’ye -Almanya’da bir büyük kasaba- gitmiştim. 06.08.2016 tarihinde ülkeme dönüş yaptığımda, havaalanında gümrük polisi pasaportuma el konulduğunu ve hakkımda yurtdışına çıkış yasağı kararı alındığını şahsıma beyanat etti. Kararı beyanat eden polis memuruna, yurtdışına çıkış yasağının dayanağını sormamın akabinde, güvenlik merkezinden alınan bilgiler kapsamında hakkımda çıkarılan kararın güvenlik veya istihbarat birimleri kaynaklı olmadığı bilgisini aldım. O Kadar oysa, hakkımda çıkarılan yurtdışı çıkış yasağı kararı aleyhimde atılan bir iftira sonucu alınmıştır. Müfteriler, bu terör örgütünün reel mensuplarının yaptığı gibi yurtdışına yaptığım bu devlete ait ziyaretimi de gerekçe ederek ülkemden kaçacağım zannını 10 oluşturmuş ve soruşturmayı yürüten savcılığa bu yönde yoğun tazyikte bulunmuşlardır. Yurtdışı çıkış yasağı kararının öncesinde ve özellikle ardından bu müfteri grubunun sosyal ağ hesaplarından aleyhimde yaptıkları tezvirat, bu durumun açık bir delilidir. Ama göreve geldiğim birincil günden itibaren hileli fayda sağlamalarına, haksız ve hukuksuz taleplerine yol vermediğim bu kişilerin, son dönemde organize şekilde aleyhimde yaptıkları lüzum tezviratlar gerekse adlî mercilerdeki mesnetsiz ihbar dilekçeleri nedeni ile başlatılan tüm soruşturmalarda “adaletin bir gün mutlaka tecelli edeceğine” ve “hatalı hesabın Bağdat’tan döneceğine” dair inancım bir gün zeka sekteye uğramamıştır Çünkü vatanına ve bayrağına ardına kadar ast, milletine ve devletine sevdalı, Türkiye’yi Türkiye yapan bu müthiş mozaiğin bütün değerlerine kendimi bildim bileli saygılı, aynı zamanda demokrasiye tüm benliğiyle inanmış ve demokratik yaşamın bütün gerekliliklerini de içselleştirmiş bir kişi olarak, hakkımda atılan bu iftirayı, bir kara leke gibi tüm ağırlığıyla omuzlarımda hissediyor, Ulu Türk Adaleti’ne ebedi güvenimi bir defa daha yineliyorum. Hakkımda yürütülen bu karalama kampanyasının medyadaki yansımalarından biri de Komisyonunuz kadar şahsıma soru 11 olarak yöneltilen 03.08.2016 tarihli Yalçın Bayer’e ait köşe yazısıdır. Yalçın Bayer’in köşesine taşıdığı iddialar kendisine ait olmayıp mesnetten yoksun birtakım iftiralardan ibarettir oysa, Yalçın Bayer’in kendisi de basın danışmanımın gönderdiği mektup üstüne ertesi gün köşesinde yalanlama yazısı yayınlamıştır. Tekzip yazımda, şahsımın FETÖ’yle ve GYV ile hiçbir ilişiğimin olmadığı ve iftar yemeğine katılmamın tek nedeninin, iftar yemeğinin Beşiktaş’ta düzenlenmiş olması ve şahsımın oraya belediye başkanı olarak ağırlama edilmesi olduğu açık bir şekilde belirtilmiştir.

Bu noktada müellfince kanımca yalanlama edilen yalan/yanlış iddiaların Komisyonunuzca şahsıma sorulan sorularda yardım olarak kullanılması şahsımı bir kere daha teessür içerisinde bırakmıştır. Yalanlama edilmesi gereken bir diğer husus, Cumhuriyet Irk Partisi Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmemin FETÖ soruşturmalarıyla ilişkilendirilmesidir. Mensubu olduğum Cumhuriyet Insanlar Partisi tarafından Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmemin sebebi 03 Ekim 2016 tarihli Belediye Meclis Toplantısı’nda yaptığım konuşmada Parti Meclis Üyesi-İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, Parti Meclisi Üyesi-İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve Parti Meclisi Üyesi Mehmet Ali Çelebi hakkında sarf ettiğim sözlerdir. Benzer partiye mensup olduğum parti meclisi üyesi-milletvekilleri ile Cumhuriyet Irk Partisi içerisinde yaptığımız “parti içi” siyasi tartışmalarda sarf edilen sözlerden nedeniyle CHP Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilme durumumun FETÖ soruşturmalarıyla hiçbir ilgisi katiyen yoktur. Bu hususa kanıt teşkil etmesi hasebiyle, Cumhuriyet Halk Partisi Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmemden dolayı parti tarafından şahsıma yapılan tebligatı ve ilgili haber yayınlarını işbu yazının ekinde Komisyonunuza sunmaktayım. Keza, tarafı olduğum bir manevi tazminat davasında, dava konusuna müteallik olduğundan dolayı mahkemenin Cumhuriyet Halk Müziği Partisi Genel Merkezi’ne müzekkere gönderip, hakkımda “kanunsuzluk ve FETÖ soruşturmaları” ile ilgili bir disiplin sorışturması olup olmadığını sorması üstüne CHP Genel Merkezi, hakkımda yürütülen disiplin soruşturmasının “parti içinde ayrılık korumak ve ayrımcılık gerçekleştirmek” fiili suçlaması ile başlamış olduğunu ve şahsım hakkında FETÖ soruşturmaları zarfında bir dosya bulunmadığını açıkça gösteren bir yanıt yazısı göndermiştir. Mahkemenin müzekkeresi ve CHP Genel Merkezi’nin cevap yazısı ektedir

(ILAVE-11). FETÖ/PDY olarak bilinen örgütün mali ayağını teşkil eden vakıf/dernek ve şirketlere el konulduğu, hatta finansal araştırmalar 12 sonucunda hesap hareketlerinde bu yapıya kaynak aktarımları olan halk tüzel kişiliklerinde sorumlu şahıslara adlî makamlarımızca cezaî, idarî makamlarımızca idarî müeyyidelerinin uygulandığı gerçeği kamuoyunun mâlumatı dahilindedir. Bu noktada hazırlanan raporlarda Beşiktaş Belediyesi ve Belediyeye ast tüm iştiraklerin hesapları uzun uzadıya incelenmiştir. Beşiktaş Belediyesi’nin ve iştiraklerinin, FETÖ güdümündeki (23.07.2016 tarihli, 667 sayılı KHK ile kapatılan) şirket ve kurumlarla, “kaynak aktarımı” olarak nitelendirilebilecek ilk elden ya da dolambaçlı hiçbir ilişkisi olmadığını ispatlamaktadır. Raporların açıkça gösterdiği şudur ki; hayır kurumlarına yaptığı bağışlarla bilinen şahsım ve Beşiktaş Belediyesi ile iştirakleri, birçok kesimin inandığı ve kandırıldığı dönemlerde bile, FETÖ’nün tuzağına düşmemiş ve FETÖ’yle uzakta yakından hiçbir iş ve bağış ilişkisine girmemiştir. Dolayısıyla FETÖ’ye şahsi hesaplarımdan veya Belediye hesaplarından nakdî para yardımı, desteği, bağışı veya mal, hizmet, yapım işi ihalesi, satışı, satın alınması vs hiçbir desteğimizin katiyen olmadığı İç Denetçi Raporları’yla ve Beşiktaş Belediyesi bünyesindeki tüm bölüm müdürlüklerinden alınan ıslak imzalı belgelerle değişmez olup, bu noktada FETÖ/PDY terör örgütüyle benzer bu birey veya kurumlarla (ancak bunların FETÖ/PDY terör örgütüyle mensubiyet bağını da bilebilecek durumda olmamama karşın) herhangi bir meslek ilişkisinin ya da hayır işi dahilinde bir para ya da mal transferinin çıkmaması hayranlık verir derecededir. Kaldı oysa yeniden dipnot olarak; bünyesinde 2200 şahsiyet dev bir çalışan kadrosunu barındıran Beşiktaş Belediyemiz’de 15 Temmuz darbe girişiminden daha sonra İstanbul Valiliği’nin talimatı doğrultusunda yaptırdığımız incelemede FETÖ/PDY terör örgütüyle bağlantılı olarak görevden el çektirilen ya da işine son bahşedilen tek bir personelimizin çıkmadığı bilgisini de Komisyonunuzla paylaşmak isterim. Bütün siyasi hayatımda uzaklık koymaya çalıştığım ve daima uzakta durduğum bu yapıya dair, ülkemiz adına bazı dersler çıkarılması gerektiği gün gibi apaçık olduğundan nedeniyle, bir siyasetçi olarak, Komisyonunuza yaptığım değerlendirmelerimi, bu konuya dair naçizane siyasi öngörülerimi talep ederek sonlandırmak isterim. Bu elim hadiseden kanaatimce çıkarılması gereken birincil ders, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yalnızca 20. yüzyıla yok, insanlığın geleceğine dair ektiği değerlerden ve cumhuriyetimizin temelini teşkil eden ilkelerinden bir lahza olsun ayrılmamak gerektiğidir. Millî değerlerimizi evrensel demokrasi ve hukuk prensipleriyle harmanlayıp, keza 13 “manevi değerlerle barışık” keza de “modern” ve “medeni” bir yaşam sürmek mümkündür. “Kuvvetler ayrılığı”na dayalı “faal hürmet siyaseti” yürüterek ve halk idaresinde “yönetişim ilkesini” etkili kılarak toplumun her kesimini kucaklayıp yönetime iki taraflı etmek, demokrasimizi yüksek standartlara hariç tutmak için hayatî önemi haizdir.

Bu cihetle, toplumun dinî ve etnik her kesiminin aynı muameleye tâbi tutulduğu ve “eşit yurttaşlık ilkesi”nin etkin kılındığı “laik” bir ülke olarak Türkiye, farklılıklarından kaynaklanan zenginliğini en iyi şekilde değerlendirmiş olacaktır. Bireyler kendilerini özgürlük şekilde açıklama edebilmek suretiyle toplumda birer “vatandaş” olarak var olup, kamu hizmetinde bulunmak ve yükselmek için birtakım yapıların içerisinde yeralma mecburiyetinde kalmayacaklardır. Bu Nedenle Türk milleti, Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere gösterdiği yolda, muhakemesini birtakım birey veya gruplara teslim etmeyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, “fikri bağımsızlık, vicdanı serbest” insanlardan müteşekkil, medenî bir toplum seviyesine ulaşacaktır. Bu düşüncelerle, son laf olarak; bu darbe girişimi Cumhuriyetimize ve demokrasimize çok zarar verse de, bireysel ve kurumsal olarak bu hadiseden çıkarılacak derslerle, demokrasimizin daha yüksek standartlara ulaşacağı ve 100’üncü yılında daha zinde bir Türkiye hedefimizin devam edeceği umudunu içimde her daim taze tutuyorum. şüphesiz ki, yaşananlar ve sonuçları bizlere daha pozitif mesuliyet yüklemektedir. Bu sorumluluğu, bana kalırsa bütün hücrelerimle hissediyor”. 

sizlere supermarket.web.tr farkıyla sunulmuştur

What do you think?

Written by admin

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'ndan Güner Özkul'a baş sağlığı telefonu

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı makamını kasıt aldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan anne ve babasının kabrini ziyaret etti

Cumhurbaşkanı Erdoğan anne ve babasının kabrini ziyaret etti