in

MHP lideri Bahçeli: ‘Yassıada’da hukuka çılgın gömleği giydirilmiştir’

MHP lideri Bahçeli: 'Yassıada’da hukuka çılgın gömleği giydirilmiştir'
MHP lideri Bahçeli: 'Yassıada’da hukuka çılgın gömleği giydirilmiştir'

Eski Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam kararının verildiği Yassıada, 27 Mayıs 1960 darbesinin 60. yılında yeni adıyla Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak açıldı. Düzenlenen açılışa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de katıldı. Bahçeli açılışta bir tavır gerçekleştirdi.

Açılışta yaptığı konuşmada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Yakın siyasi tarihimizin sisli, bir öyle da sancılı döneminin 60.yıl dönümünde, üzücü hatıraları bir nebze de olsa tamir ve telafi eden anlamlı bir açılışa şahit olmaktan bahtiyarım.

Yassıada sadece denizin ortasında sivrilen bir kara parçasının adı değildir. Burası bununla beraber ulusal hafızalara kazınmış akşam karanlığı bir devrin, hukuk kisvesiyle demokrasiyle vurulan paslı zincirlerin simgeleşmiş yeridir. Zamanın hisarlarını bir mızrak gibi delerek günümüze kadar uzanan yargı ve hukuk ihlalleri yıllar içinde ulusal gönüllere bir kor gibi nüfuz etmiştir.

Bu sarih ve sarsıcı gerçek hepimizin münhasıran benimsediği tarihsel bir vakıa olarak fikir kayıtlarına işlenmiştir. Yassıada’da hukuka deli gömleği giydirilmiştir. Adaletin fişi çekilmiş, Türkiye’nin bir dönemi delik deşik edilmiştir. Burada sadece 1950-1960 dönemi yargılanmamış, irade ve egemenliğin yegâne sahibi aziz milletimizin takdir ve tercihleri de acıklı şekilde sorguya çekilmiştir. Yassıada’nın menfi isminin değiştirilmesi, menfur izlerinin silinebilmesi maksadıyla 2013 yılında manâlı bir adım atılmıştır.

O tarihte ‘Demokrasi ve Özgürlükler Adası’ ismi Yassıada’ya verilmiş, bu şekilde tasvir ve takdim edilmeye başlanmıştır. 27 Mayıs’ın 60.yıl dönümünde, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nın devlete ait açılışıyla geçmişin kötü anıları geleceğin kutlu hedefleriyle berhava edilecektir. İnancım ve ümidim budur. Cepheleşerek sonuç alamayacağımız görülmelidir. Çatışmanın ve çekişmenin sonu olmadığı bilinmelidir. 1950’li yıllara şerh düşen siyasi ve ideolojik kamplaşmalar, hatta kahveleri ve gönülleri bile ayıran katılaşmış ön yargılar milli birlik ve dayanışma ruhumuza fazlasıyla zarar vermiştir.

bu nedenle Türkiye sosyal ve ekonomik türbülansları müteakiben siyasal ve toplumsal çalkantılara kapılmış, hitamında darbe mekaniği harekete geçirilmiştir. Arkası önü planlanıp projelendirilen demokrasi ve kanun dışı müdahaleler ülkemizin on yıllarını çalmış; rahatlık, uzlaştırma ve güvenlik ortamında ağır hasarlar bırakmıştır. Bizim kamplaşmaya değil kucaklaşmaya, husumete değil sükûnete, huşunete yok hoşgörüye, melanete değil acınacak şey ve mutabakata ihtiyacımız vardır. Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nın bu ihtiyaca simgesel anlamda hizmet edeceği kanaat ve beklentimi özellikle vurgulamak istiyorum.

Sosyal barışa, siyasal uzlaşmaya, demokrasi kültürüne değerli katkılar yapacağını düşündüğüm bugünkü açılışa şahsımı davetinden nedeniyle da Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum. Ada’nın tekrar imar ve inşasında emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nın bir ibret levhası, bir irade lehdarı, bir namus limanı halinde yarınlarımıza ışık tutmasını içten gelen diliyorum. Demokrasi öyle çok tanımının yanında, dayanma sistemi, sabır ve saygı rejimidir. Sebebi ne olursa olsun, koşullar nasıl tezahür ederse etsin, milletin verdiği yetkiyi tekrardan alacak tekrar milletin ta kendisidir. Beğensek de beğenmesek de, sevsek de sevmesek de, sandıktan çıkan netice; cebren, baskıyla, tabanca yoluyla, usulsüz araçlarla tahrip ve tasfiye edilirse acıklı olaylar zincirleme halinde yeşerip yaygınlaşacaktır. Türkiye’nin son 60 yılında bu çarpıklığın böylece fazla misali vardır.

Laf, us ve fikirlerin ahlaki ve yasal bir nizam içinde rekabeti yerine; cefa ve zorbalığın öne çıkması, bu çerçevede iç ve dış mihrakların teşekkül eden yıkım kervanına dahil olması tek kelimeyle felakettir. 1940’lı yıllara hakim olan dayatmacı anlayış, sonraki yıllarda çelişki içinde bocalayarak yanlışı ve yozlaşmayı savunacak gerekçeleri ikmal ve imal etmiştir. Türkiye’yi bakımlı ölçekli bir kaymak tabaka, bir avuç seçkinci zümre, elit ve küçük bir azınlık değil de milletin özbeöz evlatları yönettikçe, çevreden merkeze sosyolojik akınlar düzenlendikçe menhus çıkar ve güç merkezleri elbet rahatsız olmuşlardır. Bereketli tepelerimizde koyun otlatan bir çobanımızla, üniversitede ders veren bir hocamızın, fabrikasının bacasını tüttüren bir iş adamımızın oyu da, iradesi de birdir, aynıdır. Eşit, sıcacık, genel oy ilkesi demokrasinin can damarıdır. Bundan taviz imhaya ve iflasa açık onaydır.

Akademik ve siyasi hayatta önemli bir yeri olan merhum Prof. Dr. Rıfkı Salim Burçak; 1950-1960 arasını anlattığı ‘On Yılın Anıları’ isimli eserinde şu tespiti yapmıştı; ‘Ne şekilde tecelli ederse etsin bu yüce milletin iradesine saygılı olmadıkça bu ülkede istikrarlı bir demokrasi kuramaz ve medeni milletler topluluğun eşit haklara sahip bir üyesi durumuna gelemeyiz.’ Sandık demokrasinin namusu olmakla birlikte, milletin bağımsızlık temini, kutlu iradesinin tevzi vasıtasıdır. Eğer bireysel hak ve özgürlüklerin evrensel bir insan hakkı, demokrasinin belli başlı direği olduğu benimseniyorsa, o halde sandıktan çıkacak sonuca riayet ve derin saygı de herkes için ikamesi ve ihmali olmayan bir devir halini alacaktır. Insanlar iradesine çevrilmiş silahlar demokrasinin inkar ve infaz hükmüdür.

Kurmaca mahkemeler, devri sabık oluşturma çabaları, cuntacı eğilimler, darbeci emeller on yıllar boyunca keza demokrasiyi kötürüm bırakmış, keza de özgürlükleri sekteye uğratmıştır. Yassıada mahkemelerini kuranlar bir devri değil, demokrasi ve özgürlükleri davalı sandalyesine oturtmuşlardır. Maalesef demokrasi tarihimiz aynı zamanda darbeler tarihidir, bunun yankıları ve bugüne değin uzanan yansımaları siyasi ve toplumsal hayatımıza düğüm üzerine düğüm atmıştır. Hala darbeye umut bağlayanların mevcudiyeti ise tedavisi olmayan hıyanet virüsüne delalettir.

Tarihi yürüyüşümüzün kesintiye uğramasının nedenlerinin arasında silahlı müdahaleler, ara rejim özlemleri, milli irade alerjileri bulunmaktadır. Her darbenin, her muhtıranın, her demokrasi dışı arayışın iç ve dış lobileri, karanlık kulis bekçileri vardır ve bilinmektedir. Merhum Koçi Bey, her hatalı kararın acımasızlık olduğunu söylemişti. Darbe yanlış bir karardır ve zulümdür. Darbelerin çizeceği bir gelecek rotası, belirleyeceği bir yol haritası, milletimizin hakkını, hukukunu ve haysiyetini savunacak bir tasavvur ve tahayyül ufku şüphesiz olamayacaktır.

Nitekim acı verici tecrübelerle bu şart doğrulama ve tevsik edilmiştir. Yassıada senelerdir demokrasi ayıplarının, hukuk cinayetlerinin mihrakı unvanıyla anılmıştır. Bu kötü sicilin temizlenmesi, geçmişle yüzleşme teşebbüsü önemli bir gelişmedir. Demokrasi her zaman uçurumdan dönmüştür. Gerçekte uçurumdan dönen Türkiye’dir. Oysa darbecilerin bugüne değin dikkate almadıkları bir gerçek varsa o da şudur: Ezemeyecekleri, yenemeyecekleri milletimizin bileği yok, asilzade ve cesur yüreğidir. Bu kalp epeyce, bu yüksek duruş varlığını korudukça hiçbir demokrasi düşmanı, hiçbir halk müziği muhalifi tıpatıp 15 Temmuz’da olduğu gibi belini doğrultamayacak, başını kaldıramayacak, kaldırsa bile cezasını çekecektir. Şimdiye kadar bizim inancımız ve ilkesel beyanımız hiç değişmemiştir.

Demokrasi milliyetçiliğin ikiz kardeşidir. Biri olmadan diğerinin varlığı hayaldir. Sandık milli iradenin beşiği, demokrasinin muharrik ve müstesna gücüdür. Aklından darbe geçiren, sandıkta bulamadığını sokaklarda ve silahların muhitinde arayan cümbür cemaat kaybetmeye mahkum ve mecburdur.

Türk milletinin basiret ve dirayeti, artık hiçbir kanunsuz gayeye müsade ve icazet vermeyecektir. Merhum Sadri Maksudi Arsal diyor oysa; ‘Kahraman yetiştirebilmek, milletler için çok değerli bir haslettir.

Kahramanlar milletlerin hayata tutunmasının, bekasını emniyete almasının teminatıdır.’ Türk milleti, karamsarlığı itekleye itekleye, milli uyanışı dürte dürte iradesine sahip çıkmış; bin şükür kahramanlığın zirvesine şimdiden tırmanmıştır. Emniyet-serbest dengesi sağlam kurulduktan, demokrasi kamburlarını attıktan, bir ve beraber olduktan sonradan 21.yüzyıl Allah’ın izniyle Türk asrı olacaktır.

Demokrasi fantezi değil fazilet; hür ise faraziye değil insan olmanın farikasıdır. İbn-i Haldun efradını cami ağyarını mani bir tespitle, ‘Akıl sıhhatli bir ölçüdür’ demişti. Biz aklın üstüne, altına, yanına yöresine yok, meselelere bizatihi Türk aklıyla, milletin şahbaz aklıyla bakarız, sonuna kadar da bakmayı sürdüreceğiz.

Dünden ders alarak geleceğin harikulade ve muazzez günlerine inanıyorum ki şartlara ve olaylara körü körüne boyun eğmeyen Cumhur İttifakı’yla ulaşılacaktır. Bunun şeref payesi de bana kalırsa cumhurun aziz varlığına ait olacaktır. Geleceğin gücü Türkiye’dir, mazlumların haykıran sesi, kesilmeyen nefesi, teslim olmayan, olmayacak kuvveti büyük Türk milletidir” şeklinde konuştu.

Mustafa Biçer – Aykut Zor – İsmail Coşkun
 

sizlere supermarket.web.tr farkıyla sunulmuştur

What do you think?

Written by admin

Bakan Koca'dan flaş tanımlama! Türkiye'de koronavirüsten ölüm oranı yüzde 2,8

Bakan Koca’dan flaş tanımlama! Türkiye’de koronavirüsten ölüm oranı yüzde 2,8

2021 Merkezi Idare Bütçe ve 2019 Belirli Hesap Kanun Teklifleri kabul edildi

Delege transferine aleyhinde üç bambaşka formül